ANASAYFA KAPAK YAZILARI ORUÇ TUTARSAN KİM TUTAR SENİ
ORUÇ TUTARSAN KİM TUTAR SENİ
0

ORUÇ TUTARSAN KİM TUTAR SENİ

23
0

1920’li yıllardır. Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’nda yenilmiştir. Binlerce şehit verilmiştir. Cihan devleti yıkıldı yıkılacaktır. Cihan bilgesi Bediüzzaman bu ağrılarla yatıp kalkmakta, çıkış yolu aramaktadır. O günlerde bir rüya görür. Yüksek bir meclis kurulmuştur. Asrın vekili sıfatıyla kendisine yenilginin sebebi sorulur. O da salât (namaz), savm (oruç) ve zekâttaki kusurlarımıza işaret eder. Beş vakit namazı ihmal ettiğimiz için Rabbimiz “beş senede, yirmi dört saatte daima tâlim ve meşakkatle tahrik ve koşturmakla bir nevi namaz” (Sözler) kıldırmıştır. Yılda bir ay oruç tutmamızı istemiştir. Nefsimize acıyıp tutmayınca keffâreten beş sene cebren oruç tutturmuştur. Verdiği malın zekâtını vermediğimiz gibi buhl ile zulmetmiş, helale haram katmışızdır. O da kat kat alarak malımızı haramdan kurtarmıştır.

Nihayet günahkâr millet kanıyla abdest almış, fiilî bir tevbe etmiştir. Ders almamış olmalıyız ki, aynı durum II. Dünya Harbi’ne sebep olur. “İman ve amel-i saliha”da ihmaller ortaya çıkar. Orucun terki kıtlığa sebep olur. Orucun tatlı acılığı çekilmediği için açlık ve kaht (yokluk), zekât verilmediği için “hasarat ve zayiat” oluşur.

Bütün savaşlar önce içte başlar sonra cihana yayılır. İçte kaybedilen savaş dışarıda kazanılamaz. Birinci ve İkinci Cihan Savaşları’nda göründüğü gibi sıkıntılar, açmazlar dindeki ihmallerden kaynaklanıyor. Rabbimiz bizi temize çıkarmak istiyor. Namaz kalbin, oruç canın, zekât malın temizlenmesidir. Namaz günlük, cuma namazı haftalık, ramazan orucu yıllık, bayramlar ara bakımlardır.

 

Oruç uruçtur, miraçtır

Orucun Rabbimizin terbiyeciliğine, toplum hayatına, şahsî hayata, nefsin terbiyesine ve küllî şükre bakan yüzleri ve cüzleri vardır. Her musibet nimet, her ibadet bir miraç taşır. Kalbin namaz, bedenin oruç, malın zekâttır. Oruç uruçtur, yükselmektir. Her daim namaz, her daim miraçtır.  Namazda konuşmuyoruz, haramı hayâle getirmiyoruz, yiyip içmiyoruz. Oruçta da aynısını yapıyoruz. Oruçla insan, bedenin ve cismaniyetin hayatından ruhun ve kalbin hayatına çıkar. Peygamberimiz Miraç’ta Rabbimizle görüşmüştür. Kul oruçla Rabbimizin kelâmı Kur’ân ile buluşur.

Miraç sıkıntılı günlerde gerçekleşti. Boykot yıllarının ardından, Ebu Talip gibi bir koruyucu, Hz. Hatice gibi bir sevgili dünyasını değiştirdikten sonra yapayalnız ve korumasız kalan Habibini (asm) Rabbi huzuruna aldı. Arkasından hicret geldi. Medine’de yeni bir dünya kuruldu. O sıkıntılar yaşanmasaydı Miraç gerçekleşmez, hicret uzadıkça uzar, Medine ufuklarda kaybolurdu.

 

Osmanlı, oruç ve sultanlık

Namaz; kıyam (ayak), rükû, secde gibi bölümlerden oluşur. Çoğu kıyamdadır. Ramazandaki açlık üçtür. Oruç, savm, siyam. Orucu mide; savmı göz, kulak, dil gibi maddî azalar; siyamı akıl, kalb, ruh, sır gibi manevî azalar tutar. İnsan odur ki, her daim siyamda ve kıyamdadır.

Rabbimiz oruç ile Rububiyet sıfatını tecelli ettirir, insanı terbiye eder. Nefsin kurgu rububiyetini kırar. Rab değil aciz bir abd olduğunu anlar, firavunluğu atar. En zenginden en fakire her nefis anlar ki kendisi malik değil, memluktür, hür değil abddir. Oruç dünyevîleşmeden kurtulma, melekîleşmedir.  Mide ağlar ama akıl, kalp, ruh, sır güler. Oruçla şeytan zincire vurulur.

Ramazanda melekî ve ruhanî eğlencelerle telezzüz etmek gerekiyordu. Osmanlı son asırlarda melek gibi değil melik (sultan) gibi yaşadığı için yıkılmak mukadder oldu.

Ramazan on bir ayın sultanıdır. Ramazana kadar kendini rab ve sultan bilen nefis oruçla mahrumiyetlere uğrayarak kul ve köle olduğunu fark eder. O kul ve kölelik insanı sultanlığa çıkarır. Köle olmadan sultan olunmuyor. Oruçla nefis köleliğini, ruh sultanlığını ilan eder. İnsan oruçla bütün ruhların sultanı olan Efendimizin (asm) kalbine, Kur’ân’ın maidesine (gök sofrası) girer. Ramazan topu, tüfeğiyle ruhu sultan ve hükümran kılmak için nefsi kuşatır. Osmanlı Rabbin kulu ve kölesi gibi yaşadığı Ramazanlarla sultanlığa erdi. Zamanla o ruhu kaybetti. Sultanlar (!) gibi saraylarda yaşamaya başlayınca yıkılış kaçınılmaz oldu. Bu gün onlardan alacağımız çok ders var.

Oruç kalkandır. Osmanlıyı kalkındıran oruç, yıkan oruç kalkanının kırılmasıdır. Oruç kırılınca cihadın yerini lüks saray hayatı aldı. Nefislerindeki cihadı kaybettiklerinden maddî cihada çıkamadılar, saray hayatına yenik düştüler. Midelerini saraya, ruhlarını zindana çevirdiler. Kaçınılmaz son geldi.  Bu durumu görüp uyaran Bediüzzaman gibileri -Abdülhamit döneminde- “sükût orucu”na tabi tuttular.

 

Oruç fetih ve diriliştir

Kalb manevî âlemin midesidir. Mideye giden gıda vücuda, kalbe giden dua manevî azalara dağılır. Ramazan otuz günlük temizlik günleridir. Haram lokmalar kendiliğinden atılır. Mide gibi manevî varlıklara da oruç tutturulduğunda onlar da haramdan arınır.

Oruç hayattır, doğumdur. Bazen ölüden diri çıkar. Oruçla insan bedenen ölür, ruhen dirilir. Oruç kalbin fethi, ruhun dirilişidir. Oruçla gününü ihya eden kendini ihya eder. Oruç fetih ve diriliştir. Oruç adalettir, on bir ay baskı altına alınan mide ve diğer azaların özgürlüğüdür. Hakları gasp edilen akıl, ruh, kalp gibi manevî azaların haklarının geri verilmesidir. Nefsin ilan ettiği on bir aylık OHAL’in kaldırılıp, SULTANLIK hayatına dönüştür. Firavunlaşan nefsin ADALET karşısına çıkarılıp zincire vurulmasıdır.

Osmanlı adalet demekti. Namaz, zekât ve oruç gibi toplumu ilgilendiren ibadetlerde hassasiyetini yitirince kendine ve başkalarına zulmeder hâle geldi. Yıkılış kaçınılmaz oldu. Tarihin tekerrür etmesini istemiyorsak kendimizi tekrar gözden geçirmeliyiz. Orucun terazisinde kendimizi tekrar tartmalıyız. Oruç ve Ramazan üzerinden adalet, kardeşlik, zekât gibi değerleri tekrar güçlendirmeliyiz. İslâm coğrafyasındaki, birçok güzel gelişmeyle beraber, son yıllarda akan kana baktığımızda gelecek adına endişe ediyoruz. Bir ‘Kurtuluş Savaşı’na girmeden Ramazan’da kendimizi kurtarmalıyız. “Ramazan’a ulaştığı hâlde günahlarından arınmayanın burnu sürtülsün!” hadisine kaderin “devleti de yıkılsın” sözlerini ekletmeden gereğini yapalım. Ramazan milletimiz ve insanlık için gerçek bir “DİRİLİŞ” olsun. Amin.

 

 

Mustafa Oral
mustafaoral74@hotmail.com

(23)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir