ANASAYFA NURLU YORUM İMAN İNSANI “İNSAN” EDER
İMAN İNSANI “İNSAN” EDER

İMAN İNSANI “İNSAN” EDER

19
0

İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder.
Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır.

İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.

Şu meselenin binler delillerinden yalnız hayvan ve insanın dünyaya gelmelerindeki farkları, o meseleye vâzıh bir delildir ve bir bürhan-ı kàtıdır. Evet, insaniyet iman ile insaniyet olduğunu, insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları gösterir…

Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Dördüncü Nokta

***

HER DERDİN EN KUDSÎ DERMANI İMAN

Aziz Kardeşlerim! (…)

Sıhhatimi soruyorsunuz. Buranın çok şiddetli kışı ve odamın çok soğuğu ve üç hazin gurbetin tesiri ve üç asabî hastalığın sıkıntısı ve bütün bütün yalnızlık ile kabil-i tahammül olmayacak çok zahmetlere maruz olduğum halde, Hâlık’ıma hadsiz şükür ederim ki, her derdin en kudsî dermanı olan imanı ve iman-ı bi’l-kaderden kazaya rıza ilâcını imdadıma gönderdi, tam sabır içinde şükrettirdi.

Kastamonu Lahikası, mektup no: 8, s. 37

***

Yi̇rmi̇ Beşi̇nci̇ Deva

Ey hasta kardeşler! Siz gayet nâfi’ ve her derde deva ve hakikî, lezzetli, kudsî bir tiryak isterseniz, imanınızı inkişaf ettiriniz. Yani, tevbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyetle, o tiryak-ı kudsî olan imanı ve imandan gelen ilâcı istimal ediniz.

Evet, dünyaya muhabbet ve alâka yüzünden, güya, âdeta ehl-i gafletin dünya gibi büyük, hasta, manevî bir vücudu vardır. İman ise, o dünya gibi zeval ve firak darbelerine, yara ve bere içinde olan o manevî vücuduna birden şifa verip, yaralardan kurtarıp hakikî şifa verdiğini pek çok risalelerde kat’î ispat etmişiz. Başınızı ağrıtmamak için kısa kesiyorum.

İman ilâcı ise, feraizi mümkün oldukça yerine getirmekle tesirini gösteriyor. Gaflet ve sefahet ve hevesat-ı nefsaniye ve lehviyat-ı gayr-i meşrua, o tiryakın tesirini men eder. Hastalık madem gafleti kaldırıyor, iştihayı kesiyor, gayr-i meşru keyiflere gitmeye mâni oluyor; ondan istifade ediniz. Hakikî imanın kudsî ilâçlarından ve nurlarından, tevbe ve istiğfarla, dua ve niyazla istimal ediniz.

Cenab-ı Hak sizlere şifa versin, hastalıklarınızı kefaretü’z-zünub yapsın. Âmin, âmin, âmin.

Lem’alar, Yirmi Beşinci Lem’a, s. 344

***

İSTİRAHAT-I RUHUNU MUHAFAZA EDEN, HAKİKÎ EHL-İ İMANDIR

Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-i ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur’un dairesine sadâkatle girenlerdir. Çünkü, bunlar Risale-i Nur’dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle her şeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, her şeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemal-i teslimiyet ve rıza ile, rububiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlâhiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler. İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler –hadsiz tecrübeleriyle– Risale-i Nur’un imânî ve Kur’ânî derslerinde bulabilirler ve buluyorlar.

Kastamonu Lahikası, mektup no: 78, s. 128

 

 

Bediüzzaman Said Nursî

(19)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir