ANASAYFA KAPAK YAZILARI HEMEN, O AN BAŞLA(MAK)!
HEMEN, O AN BAŞLA(MAK)!

HEMEN, O AN BAŞLA(MAK)!

41
0

Hayat başlangıçlarla ve bitişlerle dolu. Her başlangıcın bir bitişi olduğu gibi, her bitiş de yeni başlangıçlara gebe… Birçoğu irademiz dışında gelişiyor muhakkak. Ana rahmine düştüğümüz o ilk an, hayattaki ilk ve ortak başlangıcımız tüm insanoğluyla… Vaktimiz dolduğunda ise, terk-i cihan zamanı artık. Hayatın bitişi ve biz inananlar için başka bir hayatın başlangıcı… İnsan ki, kâinattan beslenen ve zamanı gelince yine ona karışan…

Kimi başlangıçlar ise, yine bizim irademiz dışında insanoğlunun eliyle gerçekleşenler. Okula başlamak, geçinebilmek için bir işe başlamak gibi benzeri ortak yaşama hareketlilikleri…

Peki, ya irademiz dahilindeki başlangıçlar? Yapmak istediklerimiz, ama bir türlü yapmaya başlayamadıklarımız… Başlamak için belirli gün hedefleri koymamız, çoğunlukla da bu hedeflere uyamamamız… Pazartesi günleri en sevdiğimiz başlangıç zamanıdır örneğin. Tam ve buçuklu saatler de bu kategoriye giriyor birçoğumuz için. Diyete başlamak için günlerden pazartesi olmalı veya saat 20:37 ise ders çalışmaya başlamak için saatin 21:00 olmasını beklemeliyiz muhakkak! 🙂 Kazara dokuzu bir geçse, buçuğu bekleyen birçok insan var şüphesiz. “Zaman mı bizi yönlendiren, biz mi zamanı yönlendiriyoruz?” sorusu her birimiz için farklı cevaplara sahip. Cevapların bir kısmı çocukluğumuzda saklı belki de…

Peki, bunu neden yapıyoruz? Neden bir şeylere başlamak için zamanın bizi dışarıdan yönlendirmesine ihtiyaç duyuyoruz? Bunun için birkaç tahminim var. Gelin birlikte düşünelim.

İnsan psikolojisinde iç motivasyon ve dış motivasyon kavramları bulunmaktadır. Ve bu kavramlardan hangisinin bizde daha baskın olduğu, hayatımızın gidişatını dahi etkileyen güçlü bir faktördür. Hangisinin baskın olduğunu belirleyen şeylerin çoğu ise çocukluk çağlarında, yetiştirilme tarzımızda gizlidir.

Nedir bu iç motivasyon ve dış motivasyon, bir örnek üzerinden kısaca açıklayalım. İki öğrenci düşünün, ister ilkokul, ister lise, ister üniversite öğrencisi olsunlar. Biri tatil günlerinde yapması gereken bir ödevi veya projesi yoksa ders çalışmıyor, çünkü buna gereksinim duymuyor, öğretmeninin verdiği ödevi yapmayı yeterli buluyor; diğeri ise ödevi olmasa da kendiliğinden konu tekrarı yapıyor, fazladan sorular çözüyor. Sizce bu öğrencilerden hangisi iç motivasyonla, hangisi dış motivasyonla ders çalışıyor? İlk öğrenci gelişimini hocasının ona verdiği ödevlerle sınırlı tutmuş, dış motivasyonla, yani birilerinin onu yönlendirmesiyle çalışan bir öğrenci. Diğeri ise hocasının yönlendirmesine ihtiyaç duymadan da iç motivasyonuyla kendiliğinden ders çalışan bir öğrenci.

Çocuklukta sürekli yönlendirilmek, ne yapılacağının (bizim kendi karar verebileceğimiz şeylerin) daima yetişkinler tarafından belirlenmesi, çocukların onları yetiştiren kişilerin istediği şeyleri yapması için ödül ceza mekanizmalarının yoğun olarak kullanılması, evlilik gibi ciddi konularda dahi fikrin sorulmaması veya “çocuk daha o” yaklaşımıyla çocuk tarafından yapılabilecek şeylerin yetişkinler tarafından yapılması gibi birçok davranış şekli, insanların yaşama sürecinde dış motivasyon kaynaklarına ihtiyaç duymasına sebep olur. Tüm sebebi bizleri yetiştiren kişilere yıkmak doğru olmaz elbette. Eğitim şeklimizin, hayatımızın büyük çoğunluğunun geçtiği okullarımızın da bunda büyük payı var kuşkusuz. Finlandiya eğitim sisteminde zaman öğretimi temeldir. Çocuklar saati çok iyi bir şekilde öğrenirler. Okulda teneffüs zilleri bulunmaz, çünkü koridordaki saate bakarak ders aralarının bitip bitmediğini kendileri görebilirler ve zamanı geldiğinde sınıflarına geçerler. İşte bu durum bile iç motivasyonla hareket etmeye muhteşem bir örnektir. Aynı zamanda bu, sorumluluk bilincinin ne kadar sağlıklı bir şekilde geliştiğini gösterir.

Geçmişte bizler de yaşadık, öğrenciler her gün defalarca maruz bırakıldıkları teneffüs zilleriyle, isteksiz bir şekilde, sürekli kendilerine ne yapacakları söylenerek geçiyorlar ders sıralarının başına. Öyle ki, zili duysalar bile, bir öğretmen gelip büyük çoğunluğunu sınıfa sokuncaya dek sınıflarına kendi iradeleriyle girmiyorlar.

Hedeflerimiz de büyük sınavlara yönelik örneğin. Sınavlar bittikten sonra kitapların kapağını açmıyoruz, artık gerek kalmamış oluyor çünkü.

Özetle tüm bu ve benzeri etkenler yetişkinlikte hangi kaynağı daha çok kullanan bir birey olacağımızı belli ediyor.

Bir göreve veya yapılması gereken bir eyleme başlarken bir zaman dilimi belirlemek yerine, “hemen şimdi!” diyerek başlamak imkânsız olmasa da biz yetişkinler için biraz zor olabilir elbette.

Fakat  bizden daha zeki gelen yeni nesillere, gelecekte iç motivasyonu gelişmiş, güçlü, dışa bağımlı olmayan bireyler olabilmeleri için, bizler tarafından doğru bir şekilde eğitilmelerine yönelik bir ışık yakmış olmasını temenni ediyorum bu yazının. Belki okul zillerimiz hiç susmayacak, ama çocuklarımız derse girmek için okul ziline ihtiyaçları olmadıklarının bilincinde olan bireyler olacaklar. Belki de zaten bu olduğunda, ziller de zamanla kendiliğinden susacaktır.

“Yarın ola hayrola!” elbette, ama bir yandan da hayırlı ve bizlere faydası olacak olan işler için acele etmek gerek. Yapmayı istediğimiz, fakat bir türlü yapmaya başlayamadığımız şeyler sıkıntı verir, beynimiz farkında olmadığımız zamanlarda dahi yapmadıklarımızla meşgul olur. Yapılacaklar listesi hazırlayıp tik atmadıklarınızı düşünün. Bir an önce halletmek istersiniz, ara ara aklınıza gelir yapmadığınız, içinize bir sıkıntı basar ya, işte öyle!

Raflarımızda okumamız için bizi bekleyen kitaplardan birini alıp okumaya başlayabiliriz hemen bugün. En basiti düğmesi koptuğu için aylardır rafta boş boş bekleyen gömleğimiz için çıkıp yeni bir düğme alabiliriz bir an önce. Veya uzun zamandır ziyaret etmek isteyip de edemediğimiz o kişiyi ziyaret edebiliriz hemen. Bir türlü başına geçip bitiremediğimiz projelere asılabiliriz derhal! Başlamak için standartlaşmış bir zamana uymadan, bir salı veya cuma günü mesela ya da saat 17:18’de. Hemen, o an! 🙂

Başlaması ve yapılması zor gelen bir şeyleri başarmak ve halletmek insana mutluluk, rahatlık ve huzur hissi verir. Yarınlara ertelememek gerek bu hisleri. Çünkü, yarınlar, onlara bir şeyler emanet edemeyeceğimiz kadar belirsizdir.

 

 

Psk. Banu Arslan
banu.arslan@live.com

(41)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir