ANASAYFA KAPAK YAZILARI HELÂLDEN KENDİNİ ÇEKME!
HELÂLDEN KENDİNİ ÇEKME!

HELÂLDEN KENDİNİ ÇEKME!

40
0

Oldum olası böyleydi. Çocukluğunda bile kimseyle konuşamazdı. İçine kapanık olduğu gibi, aynı zamanda hırçındı. Kendini ifade edemediği zamanlarda hep böyle olurdu. İnsanlara saldırarak kendini savunmaya çalışırdı. Karşı cinsten birisiyle hiçbir zaman iletişim kuramazdı. Kızlar onun hep çekingen ve hırçın tavırlarıyla dalga geçerdi. Bu yüzden onlardan nefret ederdi. Çevresinde gördüğü kötü evlilikler, onun kızlara olan öfkesini artırıyordu. Öyle ki, bu öfkesi yüzünden ailesinin fertleriyle dahi geçinemiyordu. Kız kardeşleriyle sürekli kavga eder, onların her şeyine karışma hakkını kendinde görürdü. Ailesi mutaassıp bir yapıya sahip olduğundan dolayı, onların bu koruyucu tutumlarının da etkisi oluyordu. Keza, o da ailesi gibi yapmaya çalışıyordu.

O, Allah’ın, fıtratında yerleştirdiği şehvet duygusunu bilinçaltında baskılayıp, bir savunma mekanizması geliştirmişti. Kızlara duyduğu öfkeyle bu duygusunu ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Dinin emrettiği vazifeleri harfiyen yapmasının yanında, takva adına helâl kıldığı şeylerden dahi uzak durmaya çalışıyordu.

“Kendimi haramdan daha çok korurum” düşüncesiyle İmam Hatip Lisesi’ni ve İlahiyat Fakültesi’ni okumuştu. Hatta dindar bir kızla da evlenmişti. Fakat bu kadar dikkat etmesine ve karşı cinse olan öfkesine rağmen, kendini harama bakmaktan bir türlü alıkoyamıyordu. Lise ve üniversitede sırf harama baktığı için evlenmişti oysaki. Evlenmesine rağmen nefsine bir türlü söz geçiremiyordu.

Bu yüzden, eşine de hayatı zindan etmişti. ‘Etraftaki herkes öyle’ düşüncesiyle, eşinin evden çıkmasına bile izin vermiyordu. Hiç kimseyle konuşturmuyor, kimse onu görmesin diye eşinin çarşaf giymesini istiyor ve ona baskı yapıyordu. Evde dahi eşinin kıyafetinin kolunu kıvırmasına kızıyordu. Bu yüzden evde sürekli kavga çıkıyordu.

Bir kadının bulunduğu ortama girmekten ödü kopuyordu. Sanki her an kötü bir şey yapacakmış gibi hissediyordu. Bu durum gün geçtikçe onun vicdanını daha çok rahatsız ediyor, adeta bir şey içini kemiriyordu.

Artık, ibadetlerinden de lezzet almamaya başlamıştı. Kendini o kadar çok günahkâr hissediyordu ki, Rabbinin huzuruna çıkmaya yüzü yoktu. Bir zaman sonra namaz kılmayı da bırakmıştı. Vicdan azabını dindirmek için, bir gün bir arkadaşıyla içki bile içmişti. Daha ne yanlışlar yapmıştı da söylemeye dili varmıyordu.

O dikkat etmeye çalıştıkça, sanki bir bataklık onu içine çekmeye çalışıyordu. Günah bataklığına dalmıştı. Silkindikçe daha da dibe çöküyordu.

Yaşadıklarını birine anlatmalıydı. Ama bu durum kime, nasıl anlatılabilirdi ki? Bunun nasıl bir çaresi olabilirdi? Bir şeyler yanlış gidiyordu, ama yanlış olan neydi? Artık sadece kendine değil, çevresine, özellikle de eşine zarar veriyordu.

Aklına bir dostu geldi.

 

Yazının devamına dergimizin Ocak sayısından ulaşabilirsiniz…

 

Ayşenur Akay
ayse.nurameftun@gmail.com

(40)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir