ANASAYFA KAPAK YAZILARI HAYATIMIZDAKİ TERCİHLER: HELÂLLER VE HARAMLAR – 1
HAYATIMIZDAKİ TERCİHLER: HELÂLLER VE HARAMLAR – 1

HAYATIMIZDAKİ TERCİHLER: HELÂLLER VE HARAMLAR – 1

64
0

Hayat kitabımız olan Kur’ân-ı Kerîm bir kurallar bütünüdür. Bu kuralları ise dinin sahibi Şâri’ koyar. Şari’ ikiye ayrılır; hakikî şari’, mecazi şari’. Hakiki Şari’ Cenab-ı Hak’tır. Peygamber Efendimiz (asm) ise mecazi şari’dir. Yani Peygamberimiz (asm) de kural koyucudur, fakat bunu nefsinden değil Cenab-ı Hak’tan gelen emirle yapar. Nitekim âyet-i kerîmede: “O, hevasına göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir“ (Necm 3-4) buyrulur. Bu âyet bu anlamda Peygamberimizin kural koyuculuğuna da delalet etmektedir.

Ayrıca Allah, kural koyucunun kendisi olduğunu ve bunun dışındaki kişilerin din adına böyle bir şeye kalkıştıklarında kurtuluşa eremeyeceğini şu âyetle belirtmiştir: “Dillerinin uydurduğu yalana dayanarak ‘bu helâldir, bu haramdır’ demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.” (Nahl, 116. benzeri âyetler için bkz. Araf, 32-33; Yunus, 59-60)

Dinimiz, bir bütün olarak hayatın her tarafına hitap etmekte, bizi başıboş bırakmamaktadır. Dinî kavramlarımızı oluşturmada aklen hüküm koymaya yetecek kuvvet bizde olmadığı için, bunlar şeriat tarafından ortaya konulmuştur. Bunların başında helâl-haram kavramları gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet bu konuda bize ışık tutmaktadır. Mesela haram, sözlükte “yasak, memnu” anlamlarına gelmekle beraber, dinî bir terim olarak, “kesin bir delille, açık bir şekilde yapılmaması istenen fiil”dir. Bunun karşıtı olarak helâl ise, dinen yapılması veya yenilip içilmesi yasaklanmayan serbest bırakılmış şey demektir. Cenab-ı Hakk’ın veya elçisi Resulullah’ın (asm) bir şeyin helâl olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi o şeyin helâl olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir. Keza o şeyin haramlığına dair bir delil yoksa da helâldir. Meşru, caiz, mübah tabirleri de bu anlamda kullanılır. Çünkü İslâm fıkhında yer alan ve Mecelle kaidelerinden biri olan “eşyada aslolan mubah olmasıdır” kaidesi önem arz etmektedir. Helâller saymakla bitirilemez, ama haramlar bellidir. Fıkıh ilminde bunlara oldukça yer verilmiştir. Bir hadis-i şerifte, “Şüphesiz ki helâl belli, haram da bellidir. Bu ikisi arasında çok kimselerin bilmedikleri şüpheli şeyler vardır. Her kim şüpheli şeylerden korunursa, dinini ve namusunu korumaya talip olmuş demektir” (Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107) buyrulmaktadır.

Belirtilen haram ve helâllere uymak, çizilen sınırlar dışına çıkmamak ise farzdır. Farz, dinî literatürde Allah ve Resulü tarafından kat’i bir delille emredilen fiil ve amel demektir. Farzlar, Kur’ân ve mütevatir sünnetle kesin sabit olan nasla, açık bir şekilde emredilen işlerdir. Farzı kabul etmeyen dinden çıkar ve yapılmaması hâlinde cezaya müstahak olur. Hanefîler dışındaki âlimler ‘farz’la ‘vacip’ ayrımı yapmamakla birlikte Hanefîler böyle bir ayrıma gitmiş, vacip için zannî delillerle sabit olan hükümleri kastetmişlerdir. Yani farz kadar kesin delillere sahip olmaması noktasında ayrım yapmışlardır.

Farzları yaparken ihtiyaç, meşakkat, zaruret gibi özürler göz önüne alındığında, yalnız bu geçici durumlar için hafifletilmiş hükümler uygulanabilir. Bu gibi hükümlere ise ruhsat adı verilir. Mesela hasta veya yolcu için Ramazan’da oruç tutmayıp daha sonra kaza edilmesine müsaade edilmesi gibi. Bunun karşıtı azimet kavramı ise, herkesi ilgilendiren ve tabiî hallerinde mükelleflerin hepsinin uymak zorunda olduğu hükümlerdir. Ancak, zaruret durumunda azimeti bırakıp ruhsatı tercih etmeye müsaade edilmiştir. 27. Söz’de İçtihad Bahsi’nde ise zaruretin haram yoluyla olması hâlinde, zaruretin haramı helâl etmeyeceği de belirtilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de azimet noktasında helâl ve haram konusu üzerinde sıkça durmuştur:

 

 

Yazının devamına dergimizin Ocak sayısından ulaşabilirsiniz.

 

Nesibe Ersoylu
huzuruilahi@gmail.com

(64)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir