ANASAYFA KAPAK YAZILARI HAYÂLÎ ARKADAŞIMIN HÜLYAÎ RÖPORDAŞI
HAYÂLÎ ARKADAŞIMIN HÜLYAÎ RÖPORDAŞI

HAYÂLÎ ARKADAŞIMIN HÜLYAÎ RÖPORDAŞI

22
0

Sual: İlahî emir, “Zannın çoğundan kaçınmamızı” buyurmuştur. Zan ne demektir?

Cevap: Sizin, bu dergiyi çıkarmakla iyi bir şey yaptığınızı sanmıyoruz, sanmakla yetinmiyoruz, biliyoruz. Hatta bilmekle de yetinmiyoruz. Buna inanıyoruz. Bu konudaki bilgimiz “itikat/iman” seviyesinde. Zira buna eminiz/imanımız var.

Zannetmek sanmaktır, sanmak bilmemektir. Bilmemek, fakat şüphelenmektir, tahmin etmektir.

Kaidedir (Hem de hayatın kaidesidir. Yani hayat onun üzerinde durur): Şüphe üzerine hüküm bina edilemez.

Demek, birisi veya birileri hakkında, tam bilmeden, menfi ya da müsbet hüküm vermek, tehlikelidir. Ya hükmümüz yanlışsa! Zira Allah kalplerimizden geçeni bile bilir. Hem Allah için zan yok ki, “O her şeyi hakkıyla bilendir”. Yani O bize “zannetmişsin, ama yanıldın, gel bakalım” diyecek ve fakat biz ona -hâşâ- “yanıldın” diyemeyeceğiz.

Yine zan, başkası ya da başkaları hakkında tam bilmeden hüküm cümleleriyle konuşmaktır, yazmaktır ve bu da hatarlıdır (risklidir). Ya birileri o yanlış hükmü duyar, doğru zanneder ve kendi hükmünü bu zanna bina ederse! Hapı yuttuğumuzun resmidir.  Sebep olan yapan gibidir. Hele bir de onun hakkındaki zannımız, hakkında konuştuğumuzun kulağına giderse, kalbi kırılırsa… Nasıl tamir edeceğiz? Neyle yapıştırmayı deneyeceğiz? Özür tut-kalıyla mı? Ya tutmaz da kırık kalırsa? O zaman bizim de adımız kır-bırak olmaz mı!

Sual: Neden zannın “çoğundan” kaçıyoruz?

Cevap: Zannın az-birazı biraz bilmektir. Hüküm vermeye yetmeyecek kadar bilmektir. Hüküm vermekten kaçınarak bilmektir.

Azıcık bilgiye hüküm bina etmedikten sonra o bilgiyle sadece zannetmek fazla zarar vermez. İleri gitmek, yani hüküm vermek isteyen, zannını kuvvetlendirmeli, bilgisini çoğaltmalı.

Sual: Bir de hüsn-ü zan var. Onun da çoğundan kaçmak lâzım mı?

Cevap: Elbette. İyi sanmak, birileri hakkında “gerçekten iyi” olduğunu bilmeden “iyiymiş” hükmü vermek demek.

İlişkilere hüsn-ü zanla başlamak iyidir. Ama ne denilmiş: Hüsn-ü zan ve adem-i itimat bir arada olmalı. Bu ikisi birbirine zıt değil. Yani muhatabımızın iyi olduğunu varsaymalıyız, ama ona gereğinden fazla da güvenmemeliyiz. Aksi halde muhatabımızı nefsinin eline bırakmış olabiliriz. Nefsine güvenen belayı bulur. Birini nefsine güvendiren de ona belasını buldurur. Galiba bu yüzden “iyi tanımadığın komşunu hırsız tutmaktansa kapını kilitli tut” denilmiştir.

Bilhassa ticarette ve siyasette murakabe mekanizması olmadan ilişki tesis edilmemeli.

Sual: Ticarette murakabe nedir?

Cevap: Tartıyı takip etmektir. Metrenin ucunu tutmaktır. Defteri-hesabı doğru tutmaktır. Senet almak, noterden faydalanmak, gerekirse ihtar göndermek… Yani kısaca ve güzelce ifadesiyle “merkebi sağlam kazığa bağlamak”tır.

Kur’ân’daki en uzun âyetin (tam bir sayfa), alışverişte sonradan itiraz ya da unutma riskine karşı delillendirme mecburiyeti ve usulü hakkında olduğunu unutmayalım.

Bugüne kadar çıkarılan birçok koruyucu kanunun, güçlü tarafın gücünü kötüye kullanmasını engellemeye yönelik olduğunu bilirsiniz. Mesela -kısa adlarıyla- Tüketici Kanunu, İş Kanunu, Perakende Ticaret Kanunu, Rekabet Kanunu vs.

Sual: Siyasette murakabe nedir?

 

 

Yazının devamına dergimizin Ekim sayısından ulaşabilirsiniz…

 

 

Prof. Dr. Ahmet Battal
drbattal@yahoo.com

(22)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir