DOSYA-Televizyon Dizileri Genlerimizi Bozuyor

Türkiye’de televizyon dizileri son yıllarda sıkça tartışılıyor. Dizilerindeki tema, sanatı, felsefesi ve mesajı gençler açısından ciddi problemler içeriyor. Bu nedenle bu dizilerin genelinde toplumu ve toplumu ayakta tutan aile yapısını ve geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz üzerinde olumsuz etkiler yaptığı yapılan araştırmalar ortaya koymaktadır.  

Televizyon dizi yapımcıları sadece reyting kaygısı ve para kazanma arzusuyla dizileri çekmiyorlar. Hiç şüphesiz bunların bir gayesi var. Televizyon dizilerinin birçoğunda işlenen ortak tema toplum değerleriyle taban tabana zıt konular dikkat çekiyor. Bu dizilerde aile mefhumu ihmal ve inkâr ediliyor. Nikâhsız hayat, zina, çarpık ilişkiler, aldatma, lüks hayat, emeksiz kazanç gibi mefhumlar teşvik ediliyor.  Mesela bu dizilerde; kız kardeşlerin aşk savaşı... “İki kız kardeşin âşık olduğu bir adam” ya da “abi-kardeş arasında kalmış bir kız” tiplemeleri bugünkü dizilerin sanki temel konusu oldu. En çok seyredilenler arasında yer alan bu dizilerde, yuva yıkan taraf mazlum ve haklı gösteriliyor. Hikâyeler zengin aileler arasında, lüks konaklarda geçiyor. Kız kardeşlerden biri varlık elde etme amacıyla zengin biriyle evleniyor. Ancak baldızlar devreye girip eniştelerine göz koyuyor. Toplum nezdinde kabul görmeyen ve ahlâk anlayışımızı sorgulatan bu tür ilişkiler, neden sıklıkla ekranlara getiriliyor? Bir dizi tuttu diye benzerleri mi çekiliyor? Bu aşk savaşları, genel kanaatin aksine toplumda yaygın da diziler buna bir ayna mı tutuyor?

 

Kültürel değerlerimizi korumak için son derece dikkatli olmak durumundayız. Televizyonlarda yayınlanan özellikle belli diziler (!), çarpık ilişkiler, kötü örnekler ve ahlak dışı gayrimeşru yaşantılar, gelenek ve kültürümüze aykırı davranışlarla toplumun dengesini bozmaktadır. Bir dizide, bir eserde, bir yapıtta olması gereken en önemli unsurlardan; sanat, felsefe ve estetik bugün adı geçen dizilerde yoktur. Yapılan dizilerde toplumun kültürel dinamiklerine dinamit konulduğu gibi geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimiz yanlış yönlendirilmekte, düne kadar kutsal gördüğümüz değerler ayaklar altına alınmaktadır.

 

Kitap okumayı öldürüyor!

 

Okuma alışkanlığının düşük olduğu Türkiye’de, romanlardan uyarlanan televizyon dizileri gençlik üzerinde yarar sağlamaktan ziyade olumsuz yönde etkisini gösteriyor. Senaryoya uyarlanan öykü, roman ve hikâyelerin, bu kitapların okunmasına karşı ilgi uyandırmadığı gibi o kitapların okunmasına da mani oluyor. Senaryo kaynaklarını edebi hikâye ve romanlardan alan diziler, kitaplar hakkında ön fikir vermekte ve bilgi doygunluğuna sebep olmaktadır.  Okuyucu, kitapların içeriğini bildiğini sanarak, kitapla yüzleşmenin gereksiz olduğuna inanmaktadır. Birçok kişi zamanının büyük bölümünü televizyon karşısında geçiriyor. Ülkemizde düşük olan kitap okuma alışkanlığı dikkate alınarak, dizi, sinema filmi yapımcıları bu doğrultuda hareket etmelidir. Dizi senaryoları hazırlanırken bu olumsuz etki düşünülmeli ve bunu önleyecek önlemler alınmalıdır.

 

Zararlı dizilerden bazıları!

 

Genelde bütün toplumu ve özellikle gençlik üzerinde olumsuz etki bırakan dizilerin bazılarını kısaca zikretmekte yarar vardır.

 

Kanal D’de yayınlanan “Öyle bir geçer zaman ki” dizisi, Hollandalı sevgilisi için yuvasını yıkan bir kaptanın ailesini dağıtma hikâyesini işliyor. Dizide Ali Kaptanın (Erkan Petekkaya) liseli kızı Aylin (Farah Zeynep Abdullah), zengin iş adamı Soner’e (Mete Horozoğlu) âşık oluyor. Daha doğrusu Soner kızı kendine âşık ediyor. Aylin’i seven iş adamı, genç kızı kendisine değil sayılı günleri kalan hasta kardeşine istiyor. Yani Aylin, iki erkek kardeş arasında kalıyor. Tamamen değerlerimizi altüst etmekle kalmayıp teşvik eden bir örnek sunulmaya çalışılıyor. Böylece gençlerimiz ahlaksızlığı itilmek isteniyor.

 

Bir başka dizi Fox Tv’de yayınlanan “Yer Gök Aşk”ta, Kapadokya’nın zengin ailelerinden Hancıoğullarının oğlu Yusuf (Murat Ünalmış), konağın himmetçilerinden birinin yeğeni olan Havva’ya (Birce Akalay) aşık oluyor. Havva’nın kız kardeşi Toprak (Selen Soyder) konağa sütanne olarak geliyor. Bu arada Havva ve Toprak Yusuf’a âşık oluyor. Yine ahlaka aykırı tema işleniyor.

 

Fox Tv’de ekranlara gelen “Lale Devri”nde iki ayrı aile içi skandal işleniyor. Başrol oyuncusu Çınar (Tolgahan Sayışman), babasını amcası olarak biliyor. Çünkü annesinin kaynından olan ilişkisi sonucu doğmuştur. Dizi bu sır üzerine kurulurken, Çınar’ın karısı Lale (Emina Sandal), ölüyor ve Çınar’ı baldızı Yeşim (Serenay Sarıkaya) elde etmek için her yolu deniyor. Tam bir rezalet yaşanıyor. Geçen yıl Kanal D’de yayınlanan “Aşk-ı Memnu”da aynı şekilde büyük bir ahlaksızlık örneğiydi.

 

Son bir örnek’de Atv’de geçtiğimiz sezon gösterilen Samanyolu, Nejat (Özcan Deniz) ile teyzesinin kızı bildiği Zülâl (Vildan Atasever) arasındaki aşkı konu edilen dizi idi. Nejat, Zülâl’e âşık olunca ülkeyi terk ediyor. Ama dönünce kızın kuzeni olmadığını öğreniyor ve aşkı alevleniyor. Bu arada Zülâl’in üvey kardeşi Melek de Nejat’a sevgi besliyor. Yine toplumun çekirdeğini oluşturan aile mefhumu ayaklar altına alınmak isteniyor.

 

Yukarda örneklerini verdiğim diziler dâhil şu anda yeni sezonda gösterimde olan onlarca dizi de aynı ahlak değerlerine aykırı diziler kanallarda arzı endam ediyor.

 

Dizi şikâyetleri!

 

RTÜK’e vatandaştan gelen şikâyetlerin yüzde 60’ının diziler üzerine. Geçen yılla mukayese ettiğimizde şikâyette iki kat artış var. Çünkü dizilerde ciddi oranda marjinalleşme söz konusu. Kışkırtıcı sahneler defalarca gösteriliyor, 8–10 bölüm yayınlananlar var. 2009 yılında yapılan bir araştırmada izleyicilerin yüzde 47’si, dizileri toplumun ahlaki yapısına aykırı bulduğunu söylemiş. Bu, yüksek bir orandır. ‘Fakat bu diziler çok izleniyor’ diyebilirsiniz. Ama çok izlenmesi konu edileni meşru kılmaz. İnsanların zaafları vardır. Bunlar üzerinden istismar yapmamak gerekir.

 

Bugünkü dizilerin işledikleri konular çok ender görülen vakalar. Bu, toplumda kabul görmüş bir şey değil. İnsanımız bu tür ilişkileri ayıplıyor. Vatandaş seyrediyor ve bitiyor. Ama buna yatkın olanlarda da ortaya çıkması muhtemel tabii... Bunların yanında dizilerde sıklıkla erotizmin işlenmesi, sinirlenen birinin elindeki eşyaları sağa sola savurması özellikle gençleri olumsuz yönde etkiliyor. Buradan örnek alıp saldırganlaşıyorlar. Milletimizin inancına göre “mukaddes” kabul edilen isimler, yerli dizilerde nahoş karakterlere veriliyor. Fatmagül’ün kötü yengesi Mukaddes bunlardan sadece biri...

 

Mukaddes isimler alaya alınıyor!

 

Maalesef millet olarak dizi kolik olduk. Hemen herkesin takip ettiği en az birkaç dizi bulunuyor. Zira her yıl onlarca yeni dizi televizyonlarda boy gösteriyor. Bunlarda işlenen konular genel olarak farklılık arz etse de karakterlere verilen isimler benzerlik taşıyor. İnancımıza göre mukaddes kabul edilen birçok isim, genellikle dizi ve filmlerde yalancı, düzenbaz, mafya babası, tecavüzcü olarak karşımıza çıkıyor. “Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizisinin kötü yengesi bunlardan sadece biri. Esra Dermancıoğlu’nun canlandırdığı dizide Mukaddes yenge, kocasını kandırdı, başkasından olan oğlunu onunmuş gibi gösterdi. Hâlbuki Mukaddes, “Temiz ve pâk. Noksan, kusur ve ayıptan uzak olan. Kutsi” anlamlarına geliyor.

 

Dizilerin ismi ile müsemma olmayan karakterlerden bazı örnekler:

 

Kadir: Allah’ın isimlerinden olup “Kudret sahibi” anlamına geliyor. Ama Levent Ülgen’in “En Son Babalar Duyar”da üçkâğıtçı damadı canlandırdığı “Hallederiz Kadir”le gündeme geldi.

 

 Behlül: Kıvanç Tatlıtuğ’un “Aşk-ı Memnu” dizisinde yengesiyle aşk yaşayan bir gence verilen bu güzel isim, “Çok gülen. Hayır, sahibi, çok iyi adam” gibi manalara geliyor.

 

Gaffur: Allahın isimlerinden olan Gaffur/ Gaffar “Çok mağfiret ve merhamet eden” demek. Bu ismi daha önce de Yeşilçam filmlerinde “salak” rollerini oynayan Yadigâr Kuzu’da gördük.

 

Kabak Hafız: Hanımın Çiftliği dizisinde Ali Düşenkalkar’ın oynadığı karakterin adı. Kabak Hafız, dini bilgileri olan bir adam. Ancak içki de içiyor, halkın duygularını da sömürüyor. Kur’an-ı kerimi ezberleyenlere denilen hafız, “Esirgeyen, koruyan” anlamına geliyor.

 

Firdevs: “Aşk-ı Memnu” dizisinde şan, şöhret düşkünü paragöz anneye isim olan Firdevs, “Cennette altıncı kat” manasına geliyor.

 

Burhan: Birçok dizide karşımıza gelen Burhan isminin “Sağlam delil, ispat vasıtası” gibi anlamları var. İsim, Avrupa Yakası’nda düzenbaz müdüre verildi. İsim, “Binbir Gece” ve “Gönülçelen”de de kullanıldı.

 

Aziz: “En yüce, en üstün” anlamına gelen isim “Beyaz Gelincik”te kadın pazarlayan bir psikopata, “Canım Ailem”de kötü adamı oynayan adama, “Şüphe” dizisinde takıntılı psikiyatra verildi.

 

Mehdi: “Doğru yolda, hidayete ermiş olan” anlamına geliyor. Bütün dünyayı hidayete erdirecek Hazreti Mehdi ile hatırlanıyor. Ancak ‘Pars Narkoterör’de vatansız uyuşturucu tüccarına verildi.

 

Mennan: “Çok lütufta bulunan” anlamına geliyor. Allah’ın isimlerinden biri. Fakat “Hayat Bilgisi”nde düzenbaz, uyanık, yalancı, okul hizmetlisine ad oldu.

 

Ferhunde: “Mesut, saadetli, mübarek. Uğurlu” gibi anlamı var. Ancak Ferhunde, “Yaprak Dökümü”nün uğursuz gelinine isim oldu.

 

Kerim: Allah’ın isimlerinden biri. “Kerem sahibi. Her şeyin iyisi, faydalısı” manasında. Fatmagül’e tecavüz eden ekipte yer alan ama daha sonra onunla evlenen adama isim oldu.

 

Abdül: “Allah’ın kulu” demek. Bu isim, Elveda Rumeli’de Manastır Valisi Mazhar Paşa’nın şımarık oğlunu canlandıran kötü karaktere verildi.

 

Zühtü: Sözlükteki karşılığı “Dünyaya itibar etmeyen”. Ancak isim “Düriye’nin Güğümleri”nde yalancı kocanın ismi.

 

Amina: Muhammed aleyhisselamın annesinin ismi. “Emin olan. Kalbinde korku olmayan kadın” manasında. “Öyle Bir Geçer Zaman ki”de bir militanın adı oldu.

 

Kudret: Allah’ın sıfatlarından biri. Aşkın Şenol’un “Nuri” dizinde canlandırdığı ilginç zabıta.

 

İsmail: Peygamber ismi. Ancak “Çocuklar Duymasın” dizisinin sapık müdürünün adı.

 

Yukarda örneklerini verdiğim isimlerden de anlaşacağı gibi bütün bu isimler tamamen tesadüfî olamaz. Kutsal olarak görülen isimler ayaklar altına alınarak insanların şuur altına kötü hatırlatmalar yerleştirilmeye çalışılıyor. Bunların meyvesi bir on-yirmi yıl sonra ortaya çıkacaktır.

 

Dizilerimizde ilginç isimler de bulunuyor. Genel aşağıdaki isimler ise yüceltilmektedir. İşte onlardan bazıları: Rüzgar, Demir, Toprak, Hasret, Reyna, Kumru, Kobra, Su, Direnç, Zenan, Orçun, Ateş, Mira, Manidar, Bersan, Gülbin, Biricik, Heves, Pırıl, Pamuk, Ezel, Sekiz, Fincan, Pertev, Seymen, Fındık, Gümüş, Çınar, Memati...

 

Diziler marka tüketimini teşvik ediyor!

 

İzleme oranı yüksek olduğu (prime time) saatlerinde ekranlarımıza konuk olan gençlik dizilerinde çoğu zaman masumiyet, aşk ilişkileri, sefahat ve sefalete vurgu yapılıyor. Birbirleriyle dönüşümlü olarak sevgili olan dizi karakterleri, arkadaşlık kavramını da sorgulatıyor. Küçük Sırlar, Kavak Yelleri, Adını Feriha Koydum ve Arka Sıradakiler gibi diziler her akşam çok izlenen ( prime time) saatlerinde ekranlarımıza konuk oluyor. Dizileri düşünürken ilk akla gelen soru gençlik dizilerinin gençlerin gerçek problemleriyle ne kadar ilgili olduğu. Diziler hakkında en çok sorulan soru, televizyon içeriğinin “genel ahlâk” kurallarına uyup uymadığı. Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), televizyon dizilerinde “sadece sorunlu tavırlar sergileyen, gece hayatı ve cinsellik üzerine bir hayat yaşayan gençlerin konu edildiği sahnelerin çekilmesini eleştirerek bir kısım diziye uyarı cezası verdi. Aslında öğrencilerin ve gençliğin problemlerini çözüm getirmekten ziyade zarar veriyor.

 

Dizilerin bir başka amacı da herkes kendi dünya görüşünü ekrana getiriyor. Televizyon dizileri bir şekilde kitleleri etkileme, biçimlendirme, manipüle etme amacıyla yapıldığı izlenimi veriyor. Genel olarak toplumlar güç ve çıkar ilişkileri ile işler. Bu ilişkiler birçok farklı, değişken mekanizmaları içinde barındırır. Televizyon da bu ilişkilerin günümüz toplumu içinde en açık bir şekilde görünür kılındığı alanlardan biri gibi duruyor. Herkes kendi dünya görüşü etrafında toplumu bu söz konusu programlarla, dizilerle vs. biçimlendirmeye çalışıyor. Herkes dünyayı kendi penceresinden görüyor, fakat bu pencerenin sadece kendine ait olduğunu fark edemiyor.

 

Dizilerdeki bir başka maksatta tüketimi teşvik etmektir. Bu arada gençlerimizi markaya yönlendirmek ve yüksek maliyetli markaları daha fazla zengin yapmaktır. Marka hastalığı toplumsal bir yara haline gelmiştir. Bugün gençlerimizin bazıları markayı bir idol (çağdaş put) olarak görmektedir ki, bu geleceğimiz açısından son derece tehlikeli bir gidişattır.  

 

Sonuç:

 

Bugün dizilerin çoğunda ahlaki değerlerin hiçe sayılıyor. Yeğen yengesine, komşu adam komşusuna, evli kadın bir başka erkeğe özendirilmekte, ar, ahlak ve namus gibi kutsal mefhumlarımızla adeta alay edilmektedir. Böyle giderse hem kültürümüz hem ahlakımız ve bizi biz yapan değerlerimiz bir bir elimizden çıkacak, özellikle gençler boşluğa itilecektir. Bu durum toplumsal barışı ve dokuyu zedeleyecektir. Sosyal dengeyi koruyup kollayan devlet bunu yasalarla engellemelidir. Gençlere kötü örnek olan dizilere kıstas ve standart getirilmelidir.

 

Medya kuruluşları, nesillerin doğru ve düzgün eğitilmesi ve muhafazası için azami gayret göstermek zorundadır. Çünkü medyanın bir görevi de; toplumun güzele ve iyiye yönlendirilmesinde özen göstermesi gerekir.  Kamu hizmeti yapan kuruluşların kamunun zararına değil yararına iş yapma zorunluluğu vardır. Televizyon dizilerinde her türlü çarpıklık vardır. Bu çarpıklıkların önüne geçemezsek geleceğimizden emin olamayız. Çünkü çocuk bugün taklit eder yarın tatbik eder. Yani çocuk gördüğünü yapar. Bu diziler ve medyanın yanlış yönlendirmesiyle Türklerin kültürel kodlarıyla oynanmakta, adeta genlerimiz değiştirilmeye çalışılmaktadır. En önemli kurumumuz olan aile yapımız bozulmaya çalışılmaktadır. Televizyon ve dizi bağımlılığının endişe verici boyutta gençliğimizi adeta zehirliyor. Programların çekiciliğinin artırılarak insanların televizyon bağımlısı durumuna getirilmek isteniyor. Bu nedenle televizyon ve dizi bağımlılığı endişe vericidir.

 

Sözün özü bu dizilere bir taraftan sınırlandırma ve belli standartlar getirirken bunlara alternatif diziler çekilmelidir. Genel ahlak değerlerimize uygun, toplumu doğru yönlendiren, gençliğimizi geleceği düzgün hazırlayan diziler ve sinema filmleri çekilmelidir. Bunlara ciddi kaynaklar ayrılarak tarihi şahsiyetler dâhil, dini, milli ve ahlaka değerlerimiz düzgün, doğru ve gerçek kaynağından diziler ve filmler çekilerek örnek rol-modeller gösterilmelidir. Değilse biz başkalarının çektiklerini sadece eleştirmekle kalırız. 


YRD. DOÇ.DR. SÜLEYMAN DOĞAN
Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi
sudogan@yildiz.edu.tr 

« Geri

  •  Copyright 2014 Tüm Hakları Saklıdır.