ANASAYFA KAPAK YAZILARI GÖKTEN İYİLİK YAĞIYOR
GÖKTEN İYİLİK YAĞIYOR

GÖKTEN İYİLİK YAĞIYOR

106
0

Her şey bir iyilik sağanağının danesidir

Allah kullarının iyi olmasını ister. Kullarının iyi olmasından razı olur. Kullarının iyilik yapmasını sever. Kullarının kötü davranışlardan uzaklaşıp, iyi davranışlar geliştirmesini ister. İyiliklere karşılık bolca ikram etmekten hoşlanır. Buyurur ki: “Kim Allah’ın huzuruna bir iyilikle gelirse, kendisine on kat sevap vardır. Kim bir kötülükle gelirse, o da ancak bire bir cezalandırılır. Haksızlığa uğratılmazlar.” (En’âm Sûresi: 160)
Allah iyilerin iyisidir. Bütün tecellileri iyilik olandır. Hiç kötülük yapmayandır. İyiliği yaratandır. İyiliği emredendir. İyiliklere büyük mükâfatla karşılık verendir. En küçük iyiliği küçümsemeyen ve teşekkürü bire bin iyilikle yapandır. Bolluk ve bereket sahibidir. Rahmeti geniştir. Merhameti sonsuzdur. İyilik yapan mü’min kulunu sever, sevdiği kulunu dünyada ve ahirette ebedî ihyâ eder.

Bir diğer ayette de şöyle buyurur: “Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli bir daneye benzer ki, ondan yedi başak sümbüllenir. Her bir başakta yüz dane bulunur. Allah dilediği kimseye yaptığı iyiliğin karşılığını böyle kat kat verir. Allah’ın lütfu geniştir ve ilmi her şeyi kaplar.” (Bakara Sûresi: 261)

 

Bir iyiliğe en az on misli mükâfat

Bu rahmet ayetlerini Peygamber Efendimiz (asm) şöyle açıklıyor: “Allah buyuruyor ki: Kim huzuruma bir iyilik getirirse, ona getirdiğinin on misli mükâfat vardır. Hatta daha da artırırım. Kim huzuruma bir kötülük getirirse, onun cezası kendi kadar bir bedeldir. Yahut bağışlarım. Kim bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kim bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim. Kim bana hiçbir şeyi ortak koşmayarak, yer dolusu günahla huzuruma gelirse, ben onu günahı kadar mağfiretle karşılarım.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 313)

Diğer bir hadiste de Peygamber Efendimiz (asm): “Kul Müslüman olup İslâm’ın gereklerini yerine getirdiğinde, Allah daha önce işlediği bütün kötülükleri affeder. Bundan sonra her amelinin karşılığı şu şekilde verilir: İyilik on katından yedi yüz katına kadar karşılık görür. Kötülük, Allah affetmediği takdirde misliyle cezalandırılır.” (Buhârî, Îmân, 31; Câmiü’s-Sağîr, 1/151) buyuruyor.

 

Her şey Allah’ın iyiliğinden başka bir şey değildir

Cenab-ı Allah’ın dünyada ve âhirette bizimle iki türlü muamelesi vardır:

1-Adaletiyle.  2-Rahmetiyle, keremiyle ve lütfuyla.

Belâ ve musibetler Allah’ın kötülüğü değildir. Hak ettiğimiz için, Allah’ın adaleti gereği üzerimize gelir. Kabirde azap eğer varsa, kötülük değil; Allah’ın adaleti gereğidir. Mahşerdeki şiddet Allah’ın adaleti gereğidir. Gazab-ı İlâhî, İlâhî adaletin tecelli hâlidir. Allah gazap ettiğinde kötülük yapmaz; adaletle hükmeder. Cehennem kötülük yurdu değil; Allah’ın adalet ettiği memlekettir.

Allah, kullarına da öfkelenmeleri halinde adaletten taşmamalarını, zulmetmemelerini, kötülük yapmamalarını emretmiştir. Öfke halinde yapacağımız iyilik böyle tanımlanmıştır.

Cenab-ı Allah “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A’râf Sûresi: 156) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (asm) bildirmiştir ki: “Cenab-ı Allah mahlûkatı yarattığında Arşın üstünde, yüksek bir kitaba şöyle yazdı: “Rahmetim gazabımı geçmiştir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 318)

Biz insanlar olarak rahmetin içinde yüzüyoruz. Elimizi attığımız her şey, muradımız olan her şey, gördüğümüz her mürüvvet, her nimet, her lezzet, her neş’e, her neşe kaynağı, her sevinç, her huzur, her iyi hâl, her güzel şey, her mutluluk Allah’ın rahmetinden, lütfundan, kereminden, iyiliğinden başka bir şey değildir. İçimizi ısıtan her şey, yaşama sevincimizi ateşleyen her şey Allah’ın merhametinin, şefkatinin, yumuşak huyluluğunun, sevgisinin, iyiliğinin, mükâfatının tecellisinden başka bir şey değildir.

Allah’ın fazlı, rahmeti ve keremi sadece âhirette ve mahşerde değil; dünyada günahların ve sevapların yazılması esnasında dahi adaletinin ve gazabının önüne geçiyor ve kullarının hayır ve iyilik defterini doldurdukça dolduruyor. (Sözler, s. 290)

 

Bizden Günahlar, Allah’tan İyilikler

Diğer yandan, biz hak ettiğimiz için yaratılmış değiliz. Hak ettiğimiz için bize hayat verilmiş değil. Hak ettiğimiz için canlı yapılmış, hak ettiğimiz için insan kılınmış değiliz. Eğer var kılınmışsak, eğer canlı kılınmışsak, eğer insan olarak yaratılmışsak, eğer yaşama sevincimiz verilmişse, eğer doğru bir dine inanıyor ve Yaratıcımıza doğru bir yaklaşımla yöneliyorsak, eğer iyilikler ve salih ameller yapıyorsak, eğer kötülüklerden uzak duruyorsak, eğer günahlarımız bağışlanıyorsa… Kendimizi sarsalım, tartalım ve itiraf edelim: Bunlar, içinde yüzdüğümüz ve bizim irademize sorulmadan bize verilen iyiliklerden başka bir şey değildir. Bütün bunlar Allah’ın rahmetinden, lütfundan, kereminden ve sınırsız iyiliklerinden sadece bir kaçıdır.

Ya Cennet! Tabir caizse iyilik patlamasının yaşandığı yerdir!  

Daha beklediğimiz çok iyilikler var: Mahşerde şefaate ermek, günahlardan tamamen mağfiret olunmak, Allah’ın adaletinden bağışlanmak, Cehennemden âzâd olmak, ebedî mutluluğa ulaşmak, Cennette her isteğimizin yerine gelmesi, Cennette sevdiklerimize ulaşmamız, Allah’ın sonsuz güzelliğine ulaşmamız…   

Bunların her birisi kendi başına İlahi iyiliğin coşkun halidir. Peki, bu devasa iyilikleri hak etmek için neler yapıyoruz?

Açık konuşalım: Günahlardan başka hiçbir şey!

Bizden günahlar, O’ndan iyilikler…

Azıcık bir iyiliğimiz varsa, bir ibadetimiz varsa, bir salih amelimiz varsa, onu da nefs-i emmâremizin hiç farkında olmadığımız ucb ve riya tuzağıyla veya başka günah virüsleriyle sıfırlıyor ve çoğu zaman eli boş kalıyoruz! Elde avuçta ne salih amel kalıyor, ne ibadet, ne iyilik!

Bundan dolayı Cenab-ı Allah uyarıyor ki: “Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, nefsindendir.” (Nisâ Sûresi: 79)

 

İyiliğin Faili Allah’tır.

Üstad Saîd Nursî Hazretleri mealen diyor ki: İnsanda iki cihet vardır:

Birisi yapmak, hayır ve fiil cihetidir.  

Diğeri yıkmak, yok etmek ve şer cihetidir.

Yapmak konusunda insanın eli çok kısadır. İnsan kendiliğinden bir şey yapamaz. Yapan, veren, takdir eden Cenab-ı Hak’tır. İnsanın hiçbir iyiliği ve hiçbir salih ameli kendi öz malı değildir. İnsan iyiliklerde fail değildir. İyilikler Allah’tandır.  

Kötülük ise böyle değildir. Kötülükte fail insandır. Yani yıkan, bozan, kıran, döken, dağıtan, günah işleyen ve kötülük yapan insandır. Nefs-i emmâre kötülük cihetinde sonsuz cinayet işleyebilirken; iyilik cihetinde gücü ve kudreti hemen hiç yoktur. İyilik cihetinde sahip olduğu her şey Allah’ındır. Enaniyeti, benliği, gururu bırakıp hayrı Allah’tan isteyen, şerden, yıkmaktan, kötülükten ve nefsine itimattan vazgeçen, istiğfar eden ve tam kulluğunu başına geçiren insan ise, “Ancak tövbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin, Allah kötülüklerini iyiliklere çevirir.” (Furkan Sûresi: 70) ayetinin sırrına mazhar olur.

Netice itibariyle: İlâhî adalet gereği, iyiliğine karşı hiç sevap alması gerekmeyen, kötülüğüne karşı ise bire bin günah alması gereken insan; amel defterinde, Allah’ın fazlı, keremi ve rahmeti gereği, iyiliklerinin sevabını en az bire on, bire yetmiş, bire yedi yüz, bire yedi bin olarak buluyor. Fakat her bir kötülüğüne karşılık sadece bir günah buluyor.

Demek, Allah’ın fazlı, rahmeti ve keremi sadece âhirette ve mahşerde değil; dünyada günahların ve sevapların yazılması esnasında dahi adaletinin ve gazabının önüne geçiyor ve kullarının hayır ve iyilik defterini doldurdukça dolduruyor. (Sözler, s. 290)

 

Öyleyse gelin iyilik meleği olalım

Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “İyilik yap, kötülükten sakın. Yanlarından kalktığında insanların senin hakkında söyleyeceklerinden hoşlanacağın şeyleri yap. Yanlarından kalktığında halkın senin hakkında söyleyeceklerinden hoşlanmadığın şeylere dikkat et ve onları yapmaktan sakın.” (Câmiü’s-Sağir, (1/32)

Bu hadiste istenen davranış elbette riya değildir. Peygamber Efendimiz (asm) bu hadiste bize pratik bir iyilik ölçüsü veriyor. Bu ölçüye göre, Allah’ın davranışlarımızdan hoşnut olup olmadığını anlamamız için, birlikte yaşadığımız, görüşüp konuştuğumuz insanların bizden hoşnut olup olmadıklarına bakmamız yeterlidir. Eğer birlikte yaşadığımız insanlar, komşularımız, iş arkadaşlarımız, yol arkadaşlarımız bizden hoşnut iseler, anlamalıyız ki, onlara karşı sergilediğimiz tutum ve davranışlardan Allah da razıdır! Anlamalıyız ki, biz iyi insanız.

Fakat iyilik adına kusurlarımız yok mudur? Vardır elbet. İnsanların gözüne batan, onları rahatsız eden, kırıp inciten dikenli dallarımız da yok değildir.

Bununla beraber biz istersek iyilik meleği olabiliriz. Ve istersek Allah’ın rızasını sırf iyiliklerimizle kazanabiliriz.

Bunun tek formülü şöyledir: İyilik gördüğümüzde iyilik yapmakta bir zorluk yoktur. Bunu başarabiliriz. Kötülük gördüğümüzde ise kötülük yapmamakla; ya af, ya adaletle davranmakla… Öfkemize yenilmemekle… Kısa zamanda Allah katında iyilerden olmamız inşallah mümkündür.

Nitekim atalarımız şöyle söylemiştir:

“İyiliğe iyiliği her kişi yapar. Kötülüğe iyiliği er kişi yapar.”

Öyleyse gelin; iyilik meleği olalım!

 

Süleyman Kösmene
fikihgunlugu@yeniasya.com.tr

(106)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir