ANASAYFA RÖPORTAJ DÜNYEVÎLEŞME DEDİĞİNİZ ŞEY; İNSANIN YABANCILAŞMASI, YOLUNU ŞAŞIRMASIDIR
DÜNYEVÎLEŞME DEDİĞİNİZ ŞEY; İNSANIN YABANCILAŞMASI, YOLUNU ŞAŞIRMASIDIR

DÜNYEVÎLEŞME DEDİĞİNİZ ŞEY; İNSANIN YABANCILAŞMASI, YOLUNU ŞAŞIRMASIDIR

31
0

Prof. Dr. Cihangir İslam bir tıp doktoru. Yakın zamanda KHK ile görevinden ihraç edildi. Has Parti’nin kurucuları arasında yer alarak siyasetle de ilgilenen İslam, akademik ve siyasî hayatı boyunca hak ve adalet mücadelesi verdi. Kendisi son zamanlarda aktivist yönüyle de öne çıkıyor. Cihangir İslam ile; insanın mahiyeti, doğanın ve insanın işleyişi, insanın kemâle ulaşma serüveni, dindarların dünyevîleşmesi, İslâmcılık, haksızlıklar ve mağduriyetler gibi konularda derin bir sohbet gerçekleştirdik. İstifadenize sunuyoruz…

 

Dünyevîleşme kavramı neleri çağrıştırıyor size? Dindarlar nasıl dünyevîleşmeye başladı?

“İnsan bu dünyanın yabancısıdır ve bu hissiyatını kaybetmemelidir.”

Hem bir tespit, hem de bir öğüt olarak ele alabileceğimiz bu yaklaşımı, çok farklı zihinlerin çok farklı dışavurumlarının bir ortak noktası şeklinde işitiriz. Madem konuya yabancılıktan girdik, parantezin bir ucunun “Biz bu dünyanın, doğanın bir ürünüyüz ve doğamızın dayattığı biçimde yaşamalıyız” şeklinde olduğunu da not edelim. Parantezin diğer ucu ise, “Bizim cevherimiz bu dünyadan apayrı bir yere aittir, dünyanın-doğanın bize dayattıklarını reddedelim” şeklinde özetlenebilir.

 

Sizce bunlardan hangisi gerçeği yansıtıyor?

İlk bakışta tez ve antitez şeklinde anlaşılabilen bu güçlü önermeler, gerçeklik ile eksik örtüşmelerin birer ürünüdür. İkisinin de hakikat payları olmakla beraber, ikisi de insanı açıklamaktan ve çözüm üretebilmekten yoksundur. Bunu anlamak amacıyla hepimizin hayatında en az bir kez hissetmiş olabileceği bu ‘yabancılık hissini’ biraz irdeleyelim. Ve şöyle bir tablo düşünelim: İnsan ve insana ait ne kadar uygarlık ve kültür ürünü varsa bunların olmadığı, canlılar olarak sadece hayvanların ve bitkilerin yaşadığı bir dünya tasavvur edelim. Hayvanların genelde bitkiler üzerinde, ayrıca hem tür içerisinde, hem de türler arası olmak üzere, güçlü hayvanların da güçsüz hayvanlar üzerinde bir hâkimiyetini, belirleyiciliğini kısaca iktidarını görürüz. Hayvanların bu fiillerinde, bir diğeri üzerinde iktidar kurmak da dâhil, iyilik de, kötülük de söz konusu değildir. Bu canlılar sadece şartların onlara sunduğu ortamlara uyum sağlamışlardır. Bir aslan sürüsünün bir mandayı parçalayarak yemesi, bizleri zaman zaman öfkelendirse ya da hüzünlendirse de mekanizma işlemektedir. Açlık aslan sürüsüne acı verir, açlık dürtüsünün doyurulmaması hissidir bu. İhtiyaca yöneliktir. Dürtüler tarafından belirlenim içerisindedir. Tamamen işlevseldir. Çünkü et yemeyen aslan sürüsü bir süre sonra güçten düşer ve ölür. İnsan dışındaki canlıların doğa içerisindeki durumları, içerisinde bulundukları düzenin güçlü birer parçası olmaktır. Doğadaki ilişki biçimi dürtülerin tatminine dayanır; bu da acılardan kaçıp hazların doyurulması şeklinde tezahür eder. Bir hayvan tekinin ve sürünün devamlılığını sağlayan işleyiş budur.

 

Doğadaki bu işleyiş biçimi insanın dünyası için de geçerli mi?

Burası bitkilerin ve hayvanların saf dünyasıdır. “İyi” ve “kötü”nün giremediği, daha doğrusu “iyi ve kötüye yer olmayan bir dünya.” İyi ve kötü doğanın işleyişi içerisinde anlam dışıdır. Bu yüzden hayvanların doğa içerisinde bir yabancılık hissi taşıdıklarına ait bir karine yoktur elimizde. Onlar doğayı güzel ya da çirkin de bulmazlar. Doğa içerisinde hayatta kalma dürtüsü başta olmak üzere, sürekli dürtülerini doyurmaya çalışarak, yani hazza ulaşarak, bir belirlenim içerisinde doğanın birer parçası olarak yaşarlar ve devamlılıklarını sağlarlar.

 

İnsanın dünyası da böyle mi işlerlik kazanır?

Diğerleri üzerinde iktidar kurmak hevesi, kendini diğerlerinden ayırarak en iyi şeylere layık olduğu hissi, ilişkilerde ve paylaşımda üstünlük iddiası, mala ve mülke düşkünlük, yani zengin olma hırsı, üstünlük arzusunu makam ve mevki üzerinden görece tatmin etmek duygusu, v.s. v.s. Bu liste uzatılabilir. Bunların hiçbiri insan olmak yolunda birer kilometre taşı veya yapı taşı değildir, iddia da edilemez. Ama şu iddia edilebilir; Bunlar insanı insan olmaktan da alıkoyan, yoldan çıkartan amaçlardır. Yukarıda saydığımız doğada hayvana ait olan belirlenimler, hayvanlar dünyası ve doğanın işleyişi perspektifinde bütünlük, tatmin ve zorunluluk içerir.  Bu dünyanın beşerin dünyasına taşınmasıysa insanı güdük, eksik ve tatminsiz bırakır. İster diğerleri üzerinde iktidar kurma hevesinde olsun, isterse bu davranışa muhatap olarak bunu kabullensin, böyle bir ortamda insan özgür değildir, kendisine ve insan olmak yolunda hedefine yabancılaşmıştır.

 

Her insan içinde bir hayvan taşır

Yani bu durumda insan hayvanlaşır mı demek istiyorsunuz?

Bu yabancılaşma, insanı bir hayvan kılar, iddiası da gerçeklikle örtüşmez. Hayvan kendi bütünlüğü içerisinde ele alındığında her eyleminde fonksiyoneldir ve masumdur. Mutlak bir belirlenim içerisindedir. Dürtü tatmin edildiğinde davranışı değişir. Sınırsız bir sahip olma arzusunda değildir. Şartlar onu baskı altında tutuyorsa bir süre yetecek kadar yiyecek biriktirir. O kadar. Hayvanda işkence yapmak şeklinde bir davranış olduğunu da bilmiyoruz. Bize en vahşi şekilde görünen parçalama sahneleri dahi açlığını gidermek veya bölgesini korumak yolunda hayatını devam ettirmek yolunda atılan adımlardır. İnsan ise, sınırsız bir sahip olma hırsına kapılabildiği gibi, hayvan davranışının tersine, sahip oldukları arttıkça paylaşmaktan da uzaklaşabiliyor. Artık geri dönüş yoktur, hayvan da olamıyor, ama hayvandaki tutarlılıktan uzak çirkinleşmiş bir yaratığa dönüşebiliyor. Ruhen ve davranış olarak sefilleşebiliyor. Hem evrene, hem de kendisine yabacılaşıyor. Hayvan için aşağılaşmanın da bir karşılığı yoktur, ama insan aşağılaşır.

 

İnsan ile hayvanın farkı nerede başlar?

 

Röportajın devamına dergimizin Kasım sayısından ulaşabilirsiniz.

 

 

Konuşan: Şulenur Yıldırım
ysulenur@gmail.com

(31)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir