ANASAYFA KAPAK YAZILARI ASRA DAMGASINI VURAN DAVA ADAMI
ASRA DAMGASINI VURAN DAVA ADAMI

ASRA DAMGASINI VURAN DAVA ADAMI

21
0

Bu çalışmamızda, Bediüzzaman’ın iman ve Kur’ân davasını anlatırken çeşitli zamanlarda, farklı zeminlerde ve özellikle adavetkârâne tavır gösteren farklı kişilerle nasıl muhatap olduğunu nazarlara sunmaya çalışacağız. Şahsına karşı yapılan çeşitli muameleler karşısında, asayişi bozmadan müspet hareket düsturlarını icra ederek, nasıl sabır ve metanetle davrandığına, davası ile ilgili muamelelerde ise şecâatini ve kahramanlığını her zeminde nasıl gösterdiğine şahit olacaksanız.

Harika bir zekâ ve deha ile mücehhez Genç Said

Bediüzzaman Said Nursî. Asrın müceddidi. İman ve Kur’ân davasının yılmaz savunucusu. O, bir dava adamıydı. Hakkı, hakikati, inandığı doğruları, Kur’ân’dan ve Peygamberimizden (asm) aldığı dersi, müştak kalplere ulaştırmaya çalışan bir gönül eriydi. Daha çocukluk yaşlarında kendisinde, ileride çok mühim bir Kur’ân hizmetinde bulunacağına dair çeşitli emareler görünüyordu. Cenab-ı Hakk’ın, iman ve Kur’ân hizmetine zemin hazırlamak hikmetiyle, “Said’i fevkelhad şartlar içerisinde ve fevkalade inayet altında, harika bir zekâ ve deha ile mücehhez olarak istihdam ve istimal ettiği” anlaşılıyordu.

Daha on üç, on dört yaşlarında, Molla Fetullah’ın “Zekâ ile hıfzın ifrat derecesinde bir kimsede tecemmuu (toplanması) nadirdir” şeklindeki hayret ve iltifatına mazhar olmuştu.

 

Dirayet sahibi ve cesaret timsali bir delikanlı

Korkusuz ve gözü pek bir delikanlıdır Said Nursî. Rüyasında Abdulkadir-i Geylanî Hazretleri’nden (ks) aldığı emri, hiçbir tereddüt göstermeksizin Miran aşireti reisi Mustafa Paşa’ya ileterek, onu hidayet yoluna davet eden; korkusuz ve pervasızca, “Ya zulmü terk edip namazını kılacaksın veyahut seni öldüreceğim” diyen, dirayet sahibi ve cesaret timsali bir delikanlıydı.

Bediüzzaman’ın hayatını baştan sona incelediğinizde; hangi zemin ve hangi şartlar olursa olsun, karşısında her kim bulunursa bulunsun, inancının ve imanının gereği olan hakkı-hakikati, Kur’ânî ve Nebevî düsturları, doğru bildiği ve inandığı davasını, çekinmeden, korkmadan ifade eden bir dava adamı olduğuna şahit olursunuz.

Onun gündeminde, rıza-yı İlâhîyi kazanmak vardır. Hiçbir dünyevî, hatta uhrevî menfaat dahi yoktur. “Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum.” diyerek, bu hakikati samimiyetle dile getiriyordu.

O, aynı zamanda öyle bir şefkat kahramanı ki, hiçbir insanın cehennem ateşinde yanmasına gönlü razı değil. Müştak gönüllere iman ve Kur’ân hakikatlerini ulaştırmak, onun en mühim davası.

Ateşpare-i zekâsı, derin ilmî vukufiyeti, kuvvetli hafızası ile birlikte, akıl almaz cesareti, metaneti, korkusuzca ve pervasızca hakikatleri haykırması ile de dikkat çeken bir âlim, bir mütefekkir, bir müceddid…

 

Maksadından vazgeçirilemeyen Bediüzzaman

Onun davası, imanî, itikadî, içtimaî ve siyasî meselelerin, Kur’ânî ve Nebevî ölçüler ışığında doğru anlaşılması ve tatbik edilmesiydi. Bu uğurda, çok hareketli ve hararetli bir mücadele hayatına şahit oluyoruz.

1907 yılının sonlarında, Bediüzzaman’ı İstanbul’da görüyoruz. Amacı, doğunun eğitim sorununa ilaç olacak Medresetü’z-Zehra adlı bir üniversite projesi için II. Abdülhamid’in desteğini almak. Türlü türlü bahanelerle, tımarhaneye koyup itibarsızlaştırma girişimleriyle, hapishane korkutmaları ile maksadından vazgeçirilmeye çalışılan bir Bediüzzaman. Hiç vazgeçer mi! Doğru bildiği davada ısrarcı. Zaptiye nazırı Şefik Paşa vasıtasıyla teklif edilen maaş, makam, rüşvet ve padişahın ihsan-ı şahanesini kabul etmeyen, ciddiyet ve dirayet timsali bir dava adamı var karşımızda.

 

İkna edici konuşmasıyla, tüm gönülleri fetheden bir hatip

2. Meşrutiyet’in ilanından sonra yapılan kışkırtıcı fitnelere, halkı isyana davet etmek isteyenlere karşı verdiği mücadele sırasında, Bediüzzaman’ı sahnede görüyoruz. Bakıyoruz ki ecnebiler tarafından ırkçılık damarları tahrik edilerek kışkırtılmaya çalışılan kürt hamallarını yatıştıran bir Bediüzzaman, yine sahnede. Yine sekiz tabur askeri gayet tesirli ve ikna edici konuşmasıyla sakinleştirdiğine ve isyandan vazgeçirdiğine şahit oluyoruz. Ne büyük bir cesaret, yüksek bir ilim ve tesirli bir konuşma örneği. Hem akla, hem kalbe, hem duygulara, hem vicdana hitap eden ikna edici konuşmasıyla, tüm gönülleri sakinleştiren bir hatip.

Aynı dönemlerde, Beyazıt’taki talebelerin mitingine iştirak ederek, talebelerin sakinleşmesine ve dağılmasına sebep olan bir Bediüzzaman var karşımızda. Ayasofya mevlidindeki heyecanlı konuşmasıyla ve gerilimin had safhaya ulaştığı Ferah Tiyatrosu’ndaki toplantıya iştirak ederek yaptığı ikna edici, gönülleri ferahlatıcı ve tatmin edici nutuklarıyla, çıkabilecek fitne ateşinin sönmesine vesile olan bir Bediüzzaman’ı müşahede ediyoruz. Tabii ki onun tarafsız, yatıştırıcı, ikna edici konuşmaları, onun hem cesaret, heybet ve azametinin hem de kahramanlığının birer göstergesi olsa gerek.

Ölümü hiçe sayarak, adaletsizlikleri anlatmaktan çekinmeyen Bediüzzaman

Yazının devamına dergimizin Mart sayısından ulaşabilirsiniz…

Prof. Dr. Hüseyin Uzun
huzun_61@hotmail.com

(21)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

güngören escort rus pornosu harika porno izle tipobet tipobet365