Küçük harf versus minik harf!

Bir büyük mahkeme kurulsa…

Böyle bir dava olsa!

Bu davayı kim kazanır?

İkisi de kaybeder! Zira ikisi de ufak.

Ya da büyük harfle iri harf kapışırsa?

Kim kazanır?

Yine ikisi de kaybeder. Zira ikisi de kocaman.

O zaman sorulur: Bu nasıl dava ki hepsi kaybediyor?

Evet, bu davada “ben” diyen kaybediyor. Kıyas etmekle yetinmeyen kaybediyor.

Zira bu davada hak yok. Hak sahibi de yok.

Zaten bir harfin isminin de, cisminin de hakkı olmaz. Harfin mânâsının hakkı olur. O da harfin tarif ettiği müellifin hakkıdır ve zaten o da bu dünyanın adliyesine de ehl-i dünyanın dar zihnine de sığmaz.

***

İlkokul birdeki bir çocuk, “Allah” lâfzını nasıl yazarsa yanlış yazmış olur?

Yanlış mı? Kime göre yanlış?

Mesela, Allah onun eline değil, kalbine bakar.

O çocuk, lâfzullahı, Allah’ın adını yazdığını “bilerek” yazarsa, nasıl yazarsa yazsın, doğru yazmış olur.

Hatta o çocuk önce Allah’ın adını yazmışsa, sonra neyi yazarsa yazsın doğru yazmış olur. Zira önce Allah’ı yazmaya ve okumaya ve anlamaya başlamış demektir. Hak ve doğru budur.

O çocuk o lâfzı ister latin harfiyle yazsın, ama baştaki harfini küçük ve gerisini büyük yazmış olsun, ya da isterse arap alfabesi ile yazsın ve baştaki harfi minik ve fakat gerisini iri yazmış olsun o doğrudur. Hak odur. (Bu arada, bu paragraftaki “latin” ve “arap” kelimelerinin ilk harflerini “BÜYÜK” yazmadım diye altını altını çiziveren word’ü de küçük yazdım. Oh olsun! Sen kimsin de harfin mânâsı hususunda bana akıl öğretiyorsun? Haydi, yapabiliyorsan bu yazıyı anla da akıllan biraz!).

Meselâ, öğretmene gelince, kim olduğuna göre işler değişir:

Öğretmen Hz. Muhammed ise, lafzullahın harfinin isminden not kırmaz. Bunun için kalp de kırmaz.

Öğretmen kalbe değil kalıba bakan bir akıl ise, mânâ-yı harfîyi de bilmez, mânâ-yı ismiyi de. Ve not da kırar, kafa da!

***

Üniversitedeki hukuk öğrencisi, hak kelimesini nasıl bir cümlede, nasıl yazarsa yanlış yazmış olur?

İşte size çeşitli yazım örnekleri (bulabiliyorsanız doğrusunu siz bulun diye):

-Bu dünyada bir hak var.

-Bu dünyada bir hakkı var.

-Bu dünyada taşın hakkı var.

-Bu dünyada karıncanın da bir hakkı var.

-Bu dünyada kedinin de bir hakkı var.

-Bu dünyada hakkının da hakkı var.

-Bu dünyada hakkı kadı dağıtır.

-Bu dünyada kadının da bir hakkı var.

-Bu dünyada benim de bir hakkım var.

-Bu dünyada benim kedimin de bir hakkı var.

-Benim kedimin kafasına taş vurandan kedimin alacağı bir hak var.

-Taşı benim kedimin kafasına vurandan taşın bu dünyada alacağı bir hak var.

-Taşın hakkını, onu kötüye kullanandan alacak bir cenab-ı hak var.

-Bu dünyada benim kedimin benden alacağı hak var.

-Bu dünyada benim kedimden alacağım bir hak var.

-Bu dünyanın benden alacağı bir hak var.

-Benim bu dünyadan alacağım bir hak var.

-Beni ve dünyayı var edenin benden soracağı bir hak var.

***

Sahi, neden Araplar küçük harf/büyük harf ayrımını kullanmıyorlar? Bilmiyorlar mı? İstemiyorlar mı? Gerek mi duymuyorlar? Bilen var mı?

Daha da ilginci, Latinler neden bazı kelimelerin ilk harflerini yazmak için büyük harf icat etmişler? Biliyor musunuz?

Bu işin lâdinîlikle bir ilgisi var mıydı ve şimdilerde var mı?

Ya da bir soru daha: Bediüzzaman neden Latin Alfabesini “bil”medi?

Bulun cevapları. Ama sakın son soruyu, “Bediüzzaman Latin Alfabesini neden öğrenemedi?” diye soranlara meyletmeyin! Yoksa put kıranlara pot kırdıranlardan olmuş olursunuz…

BENZER KONUDA MAKALELER:

Neden neşriyat? Bediüzzaman ve neşir vazifesi “Bu zamanda Nurlarla hizmet-i imaniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur.”(1) Bediüzzaman, gençlik yıllarında gazetelerde Müslümanları alâkadar eden haberleri dikkatle...
Devletlerin fıtratı Cumhuriyet’tir Cumhuriyet yaygın bilinen şekli ile halkı eksene alarak uygulanan yönetim usulüdür. Cumhurî sistemlerde kararlar ve uygulamalar halkı önceleyerek yapılır, halktan olan herkes de yine halkı için çalışır, cumhurî sistemlerde herkesin himmeti milleti iç...
“Cumhuriyet” bize niçin lâzımdır? İnsanlık var olduğundan beri çeşitli ihtiyaçları olmuştur. Tekil insanın, temel psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçları olduğu gibi, toplumu ifade eden ”insanlığın” dahi bir takım ihtiyaçları var olagelmiştir. Beşeriyetin bu temel ihtiyaçlarından biri d...
Asr-ı Saadet’ten seçim manzaraları Cumhuriyet, halkın kendisini yönetenleri seçme özgürlüğüne sahip olduğu devlet yönetim şeklidir. Peki Cumhuriyet, Kur'ân’ın emrettiği bir devlet yönetim şekli midir? Esasen baktığımızda Kur'ân devlet yönetimi ile alâkalı ayrıntılı prensipler koymak y...
Kuvvet haktadır Globalleşen dünyamızda mesafeler kısalmış, dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen olaylardan haberdar olup yapılan haksızlığa tepki gösterme gibi imkânlara kavuşulmuştur. Bu imkânlar insanların hakkını aramaları konusunda oldukça önemlidir. İnsa...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*