Domates biber analog

Yaz başında annem beni, “Gel gel, sana oradan çok malzeme çıkar, yazı yazarsın!” diyerek zorla pazara çekeledi. Normalde gitmezdim, ama ya pazara gidecektim, ya mutfağı toplayacaktım. Tabiî ki pazara gitmeyi seçtim. Mutfağı da ablama kitledim. Mutfağı toplamamak için her şeyi yaparım çünkü. Her neyse, silah zoruyla, hatta itelene kakalana, hatta düşe kalka, hatta güle oynaya, yok yanlış ikileme, dövüle dövüle yerlerde sürüklenmek suretiyle pazara götürüldüm. Pazarda da bana hiç mi hiç malzeme çıkmadı. Bi tane karpuz istedim, onu da mevsimi gelmedi diye almadı annem zaten. YAZIKLAR OLSUN BE! VALLAHİ BİZ BUNLARI UNUTMAYACAĞIZ! BUNCA İŞİMİN GÜCÜMÜN ARASINDA, HİÇBİR ÇIKAR GÖZETMEKSİZİN, OKUL KAYDIMI FALAN HEP DURDURUP SENİNLE PAZARA POŞET TAŞIMAYA GELİYORUM, BİR KARPUZU BANA ÇOK GÖRÜYORSUN! Bunları yüzüne söylemedim, çünkü korktuğumdan falan asla değil, tamamen iş yoğunluğundan.

Ben gözlerim karpuzda pazarın çıkışına ilerlerken birden aklıma bir fikir geldi. Çok ani yalnız, apansız, böyle erken seçim kararı gibi bir şey. Fotoğraf makineme film alma fikri! Çünkü pazar sokağında fotoğrafçı var da. Neyse annem hemen bana biraz para ateşledi, koştum daldım tükana. Amca biraz korktu sanırım, ben öyle BAM diye girince, dehşetle bana bakarken “Merebabenotuzaltılıkfilmalıcaktımmakinamiçin” dedim. BAM BAM! Amca da dedi ki, “Olsaydı alırdın.” BAM BAM BAM! Sonra içeri bağırdı “Seviiiim” diye. Sevim çıktı içerden. “Yok ki kızım film, hayır piyasada yok, bulamıyoruz” dedi. BAM BAM BAM BAM! Ben dünyam başıma yıkılmış, kafama atom bombası düşmüş, yavrusunu kartal kaçırmış Fatma Girik gibi mekândan ayrılırken amca dedi ki: “Ne yapacaksın filmi, çok pahalı zaten onlar.”

Sevim: Sadece banyo ettirmesi bile 15 lira kızım, filmi yanıyor çıkmıyor falan.
Amca: Evet evet, tab ettirmesi şeyi bir sürü masraf.
Ben: Evet, ama benim analog makinam var, seviyorum onunla fotoğraf çekmeyi.
Amca: Ne yapacaksın boşver, elindeki telefon daha güzel fotoğraf çeker.
Ben: Nostalji işte…

Son lafımı da böyle eski Ramazanları özleyen dedeler gibi söylenip çıktım tükandan. Sonra bi süre ‘Ne yaşadım ben ya?’ diye kalakaldım. Az önce fotoğrafçı bir esnaf bana fotoğraf makinemi kırıp atmamı mı söylemişti? Evet evet, hatta bana geri kafalı cahil, çağa ayak uydur biraz falan da dedi. E ama pess! Sen böyle yaparsan, ben böyle yaparsam nasıl çıkar Instagram filtreleri aydınlığa? Bu, kasapların gelip “Ne gerek buradan kıyma alıyorsun, git çiftlik banka para yatır” demesi gibi nahoş bir şey.  Ben bilmiyor muyum analogların artık eskide kaldığını, biliyorum. Kaç kere filmim yandı, 36’lık filmden elimde kala kala 4 poz kaldı, bir heves banyo ettirmeye gittiğim film kalbim kadar tertemiz çıktı. Ama bunlar güzel üzüntüler bence. Tab ettirdiğim 4 fotoğrafımı telefonla çektiğim 4000 fotoğrafa değişmem. Çünkü onlarda emek var. Aynı pazar arabasını eve taşırken harcadığım emek gibi.

Ben dağ bayır, dere tepe pazar arabası çekelerken annem de beni videoya çekiyordu. Ne yaptı o videoyu onu da bilmiyorum, bir yerlerde paylaşırsa ona dava açmakla tehdit ettiğim için paylaşmamıştır diye ümit ediyorum. Böyle işte, sabahtan akşama ellerinde telefon tıktıktıktık, bizim zamanımızda böyle değildi…

Bu fotoğrafı da annem çekmiş.

Anne biz ne gerek pazara geliyoruz, Youtube’dan açardık Barış Manço, dinlerdik “DOMATES BİBER PATLICAAN!”

BENZER KONUDA MAKALELER:

Çedile Hanım’ın çocukluk maceraları (Derin bir nefes alır) İlkokula giderken yaz tatillerinde öğretmenler doğal olarak ödev vermediği için sıkılır, boş defterlere uzun uzun bir şey yazıyormuş gibi yapardım. Ama bir şey yazmazdım. Çünkü gerçekten harfleri oluşturmak ellerimi ağrıtıyord...
Mizaha dair bir izahım var! Mizah da mizah, mizah da mizah… Ama nasıl mizah? Bir ölçüsü olmalı elbet, diye düşünürken, “Ey iki kulaklı adam” sözü geldi aklıma, oldukça da hoşuma gitmişti ilk duyduğumda. Peygamber Efendimiz (asm) Hz. Enes’e bazen böyle seslenirmiş. Tabiî yaa,...
Serseri serbest stilim Bugün birçok başörtülü bacımın yapmaktan çekindiği bir şeyi yaptım ve Kadıköy’e gittim. Önce tedirgin olmakta haklı olduklarını düşündüm. Sanki geçtiğiniz her yerde insanlar başını çevirip siz gözden kaybolana kadar takip ediyorlarmış gibi hissediyor...
Anlıyorsun değil mi? İnsanları anlamak her zaman o kadar da kolay değil. Bunu 17 yıllık hayat deneyimime dayanarak söylüyorum. Yani bana güvenebilirsiniz. Peki, insanları anlamak zorsa, neyi anlamak kolay? Bir şeyleri anlamak kolay olmalı değil mi? Haksız mıyım? Tabiî ki...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*