Muhakeme – 1

“Kesin bilgi sahibi olmadan hüküm vermek” Cenab-ı Hakk’ın sevmediği işlerdendir. Kur’ân muhakemeyi bir “iç tartışma”, yani akıl ve fikirle yapılan meşveret olarak ifade ediyor:

“Bakınız, o âyetlerin başında ve âhirlerinde diyor ki: ‘Neden bakmıyorsunuz? İbret almıyorsunuz? Bakınız ki, hakikatı bilesiniz.’ ‘Biliniz’ ve ‘Bil’ hakikatına dikkat et. ‘Acaba neden beşer bilemiyorlar, cehl-i mürekkebe düşüyorlar? Neden taakkul etmiyorlar, divaneliğe düşerler? Neden bakmıyorlar, hakkı görmeye kör olmuşlar? Neden insan sergüzeşt-i hayatında, hâdisat-ı âlemden tahattur ve tefekkür etmiyor ki, istikamet yolunu bulsun. Neden tefekkür ve tedebbür ve aklen muhakeme etmiyorlar, dalalete düşüyorlar. Ey insanlar ibret alınız! Geçmiş kurûnlardan ibret alıp gelecek manevî belalardan kurtulmağa çalışınız!’ manasında gelen ayetlerin bu cümlelerine kıyasen çok ayetlerde beşeri aklına, fikriyle meşverete havale ediyor.” (Hutbe-i Şamiye)

Bediüzzaman, teorinin estetik olmasını yeterli görmüyor; delil, işaret, temsil, bürhan, hüccet ve yemin gibi her birinin içinde farklı seviyeleri gerektiren akıl yürütmelerle ancak bir hüküm kurulabilir düşüncesinde: “Vaktâ ki hâl sahrasında istikbal dağlarına daima yağmur veren hakaik-i hikmetin maden-i tebahhuratı efkâr ve akıl ve hak ve hikmet olduklarından ve yeni tevellüde başlayan meyl-i taharri-i hakikat ve aşk-ı hak ve menfaat-i umumiyeyi menfaat-i şahsiyeye tercih ve meyl-i insaniyetkâraneyi intac eyleyen berahin-i kàtıadan başka isbat-ı müddea bir şeyle olmaz… Biz ehl-i hâliz, namzed-i istikbaliz. Tasvir ve tezyin-i müddea, zihnimizi işba’ etmiyor. Bürhan isteriz.” (Muhakemat)

Çehov da: “Az anlayan, çok inanan insan tipi en tehlikeli olanıdır” diye uyarmıştı. Muhakeme; akıl yürütme, taraflar arasında bir sonuç üretme… Beynin bütün vücudu harekete geçirerek bir hüküm ortaya çıkarması… Beynin sadece beyinden ibaret olmadığı… Bir karar noktası… Aklın “ergenliği”; akıl olma noktasını bulması… Bediüzzaman’a göre bazı hükümler, gerçekler zaman ve mekâna bağlıyken, hatta kişisel bazıları mutlak ve evrenseldir. “Hakaik-i nisbiye, büyük bir ölçüde hakaik-i hakikîyeden esas mahiyeti ve zatı itibariyle çoktur. Hatta bir zatın hakaik-i hakikîyesi yedi ise, hakaik-i nisbiyesi yediyüzdür.” (İşarât’ül İ’caz) İnsanın ön kabul (önsav, aksiyom) öngörü ve ön yargıları ile kurduğu çoğu hükümler kaynağını çoğu “hakaik-i nisbiye”den alıyor.

Matematiksel düşünce, önce sezgilerin güçlenmesi sonucu üzerinde yürür. Yani okumak ya da anlamak, ziyadesinde öğrenmek ve algılamak, uygulamalar sırasında ortaya çıkan problemlerin doğru yerinde ve zamanında yeni çözümlerle değerlendirilmesi… Bugün “hack”leme yöntemleri (doğru belirlenmiş sürecin bazı bölümlerini atlamak ya da iptal etmek) doğrudan çözümleri kapsar; ancak doğruluk teorinin kabulünü de içermelidir. Burada çözümün hükmü değiştirebilirliği sorunu ileride baş gösterebilir. “Hack”lemenin doğrunun mahremiyetini yok edebilmesi umuma ait açıkları da büyütür. Belirsizlik ahlâkî de bir açıktır. Burada hüküm nasıl inşa edilecek; örneğin fıkıh büyük günahların ifşa edilme şartını hüküm için bir şart olarak alıyor. O hâlde bu ifşa biçiminin ahlâk kısmını oluşturduğu söylenebilir. Zihnin çarklarında ahlâk nasıl işleyiş biçimi geliştirir?  Bir şekilde ahlâk da hacklenerek günah umumîleşebilir ve bu fıkhın yöntemlerini de “hack”leyerek bir ahlâk problemi üretir.

Ali Nesin, bir Matematik probleminin çözümünün dört ana unsuru vardır, diyor. 1) Fikir. 2) Hesap. 3) Sonuç. 4) Fikir ile hesap arasındaki derin ilişki.

Umum sonuca odaklıdır. Daha iyi olanlar hesaba bakar. Biraz daha üst düzeyde fikre önem verilir. Sonuç, hesabın sonunda elde edilendir. Yani hesap ile sonuç arasındaki ilişki son derece basittir. Ama fikir ile hesap arasındaki ilişki hiç basit değildir. İşte matematiksel bir problemin dördüncü ana unsuru, fikir ile hesap arasındaki derin ilişkidir. Bu ilişki aslında matematiğin ruhudur; en önemli unsurudur.

Organizmalardaki içsel molekül dinamiklerinin gerçek zamanlı görüntülemeleri, hastalıklar üzerine yapılan araştırmalarda önemli bir bakış açısı sağlar. Geçmişte yapılan araştırmalarda, meyve sineklerinin, bir kokunun birbirine yakın konsantrasyonları arasında ayrım yapmalarını gerektiren deneyler aracılığıyla, beyinde karar verme süreci için kritik olan küçük bir azınlık denebilecek yaklaşık 200 sinir hücresi tanımlanmıştı. Bu bulgunun ardından bilim insanları, böcekler karar vermek için delil topladıkça, bu hücrelere gerçekte neler olduğunu belirlemeyi amaçladılar. Cell’de yayımlanan araştırmada, –daha önce belirlenmiş– bu sinir hücrelerinin yüzeyleri boyunca, alternatif seçimler için çok küçük voltaj değişimleri şeklinde deliller topladığı bulgusuna ulaşıldı. Bu küçük değişimler, sinir hücresinin büyük bir elektriksel uyarım ürettiği tetik noktasına ulaşana kadar zamanla birikmektedir. Bu uyarım, karara varıldığının işaretidir. Kararla ilgili nöronlar, FoxP adı verilen bir genetik regülatör molekülün varlığı ile ayırt edilir. FoxP, delillerin nasıl eklendiğini ve saklandığını belirler. FoxP’si eksik sinekler, hücrelerin voltajının her yeni bilgi parçasında değişme ihtimalini azaltan çok fazla elektrik şok emici üretir. Dolayısıyla karar alma süreci uzun sürer ve sinekler kararsız olurlar. Elbette ki, meyve sineklerinde yapılan bu çalışma, insan beynine doğrudan doğruya ölçeklendirilemez, fakat benzer (daha karmaşık olsa da) bir süreç, karar verme sürecimizi yönlendiriyor olabilir. İnsanların da FoxP genleri bulunuyor, hatta meyve sineğinde bir adet FoxP geni bulunurken, insanlarda birbiriyle ilişkili dört gen bulunur. İnsan FoxP1 ve FoxP2 genleri, ortak noktalara işaret eden zekâ ve bilişsel gelişim ile ilişkilendirilmiştir. (Gürkan Akçay)

Yazının devamına dergimizin Haziran sayısından ulaşabilirsiniz…

BENZER KONUDA MAKALELER:

Hayat “Hayat, mayat diyorlar. Benim gözüm mayat’ta. Hayatın eksiği var: Hayat eksik hayatta” diye başlıyordu Necip Fazıl hayatı anlatmaya. Hayat harekettir. İstikrar ve değişimi birlikte götürebilmektir. Hareket olmayan yerde ya hayat yoktur ya da hayat...
Göç “Sâni'-i Kerim, Fâtır-ı Rahîm, herbir taifenin resm-i geçit nöbeti bittikten ve o resm-i geçitten maksud olan neticeler alındıktan sonra, ekseriyet itibariyle dünyadan, merhametkârane bir tarz ile tenfir edip usandırıyor, istirahata bir meyil ve başk...
Öngörü “Basar masnuatı görüp de, basiret Sani'i görmezse çok garip ve pek çirkin düşer.” (Mesnevî-i Nuriye) Seyyid Şerif Cürcanî, basireti şöyle tarif eder: “Kudsî nur ile nurlanmış bir kalbin kuvvetidir ki, kalp bu kuvvet ile eşyanın iç yüzlerini, mânâl...
Ön yargı “Peşin fikirler muhakemesiz hükümlerdir.”  (Voltaire) Buna göre peşin fikir, yani ön kabuller muhakeme sürecine ihtiyaç duyar ve müsbet düşünmede akıl yürütmenin bir ilk adımı olabilirler. Düşünmek de ön yargıların bir anlamda düzenlenmesi olmasın...
Özgürlük – 2 Göç ediyor olmaları özgür ruhlu karakterlerini gösterse de leylekler, her yıl aynı yerleri tekrar ziyaret ediyorlar; bu da onların sadakatlerini gösteriyor. Özgürlük sadakati kaybettirmiyor, geliştiriyor. Kâinat da bu geliş ve gidişlerle bir istikrar...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*