“Kuşların nerde senin?”

“Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Âlemlerimizden sefer eyler”
demiş Ahmed Hâşim. Bu sayıda kuşlardan bahis açalım, âlemlerimize sefer edip seherde, gün doğarken ve gün batarken ötüşleriyle, daima bir hâlde, Bir’i söyleyen kuşlara kulak verelim istedik.

Kuşlar belki istisnâsız her edebiyatı bir şekilde beslemiştir, ama zannederiz en güzel anlamını İslâmî edebiyatta kazanmış; kuşlar Hakk’ı tesbîh eder.

İlk insandan beri haberci vasıtasıyla, bilmeyene toprağa vermeyi öğretirken, Süleyman’ın dilinde, Nuh’un (as) avucunda ona yol gösterirken, Fahr-i Kâinât (asm) ile yâr-ı gârı Es-Sıddîk’ın sığındığı mağaranın eşiğinde hep bir kuşa rastlarız. Bitmez, bir Yunus nutkunda cân kuşu olur, bitmez, Mesnevî’de kanatlanır, bir Yahya Kemâl şiirinde “o kuşun ömrü bir güzel beste söylemekle geçer”.

İnsanın “kuşlara takılıp giden aklı”ndan dalgalı yahud selâmette olsun, her konduğu sahilde gönlünü kuş edip göklere ve kabına sığamayan ruhuyla doldurduğu kâinât, her hâliyle O’nu zikreder. Kuşlar bu daimî zikrin ele avuca sığmaz, az canlı, güzel sesli mûsikârlarıdır.

“Günler gelip geçmekte, kuşlar gibi uçmakta”yken âleme bahar geldi, gül bahçesi çiçeklendi, bizim aklımız yine kuşlara takıldı.

Gölgesinde soluklandığımız ağacın sesine kulak verir ve “ulu bir nazar”la bu hayat ağacını temâşâ ederseniz belki Anka’yı bile görebilirsiniz.

Anka kuşunun ismi var, fakat cismi yoktur. Kültürümüzde kanaatkârlığın ifadesi olarak yerleşecek kadar sembolleştirilmiştir. “Bir bölük Ankalarız Kâf-ı kanaat bekleriz” diyen şair, kanaati huy edinmiş Anka kuşu gibi olduklarını ifade eder. Otuz kuş anlamına gelen Simurg, İranlıların Anka’sıdır. Simurg bütün kuşların tamamlayıcısıdır. Her kuşun özelliği onda bulunur.

Efsanevî kuşlardan Kaknus ise, küllerinden doğmasıyla bilinir. Her yıl topladığı çalı çırpıyı kanat çırparak yakar. Tutuşan çalılar kanatlarını yakar ve o kül olunca küllerin arasında bir yumurta meydana çıkar. Kuş yeniden doğmuş olur. Gagasındaki üç yüz altmış deliğinden rüzgâr esince sesler çıkar ve adının musikâr olarak da anılmasına sebep olur.

Hüdhüd kuşunun dilini ise yalnız Süleyman Peygamber (as) bilir. Belkıs’la Süleyman Peygamberin (as) haberleşmesi bu kuş vasıtasıyla sağlanmıştır. Ayrıca Hüdhüd ordulara da önderlik yapmıştır.

 

Yazının devamına dergimizin Mayıs sayısından ulaşabilirsiniz…

BENZER KONUDA MAKALELER:

Loş odalar mektebi Bahçesindeki asırlık çınarının kuş terennümleriyle, şadırvanının su sesi birbirine karışır Galata Mevlevihânesi’nin. Mezar taşlarının ve ağaçlarının gölgesinden kedileri eksik olmaz. Şehrin göbeğinde insanı kadîm zamanlara götüren bir uzlet mekânıdır...
Hangi suyun sakasıyız? İnsan, yaratıldığından ve yaratılmış bir mahlûk olduğunu kavradığından beridir, var olmak ve yok olmak meselesi hakkında düşünmüştür. Temel ve insanî bir sıkıntı olarak karşımıza çıkan varlık-yokluk meselesine, bizim edebiyatımızda Tanzimat’a kadar h...
“Âyîneye baksam görünür sûret-i yâr” İnsan kendini seyretmeyi, beğendirmeyi seven bir mahlûktur ve ayna karşısında uzun vakitler harcar. Sabah uyanır, yüzünü yıkar, aynaya bakar. Evden çıkmadan kendine çeki düzen verir, sokağa öyle çıkar. Sonrasında dikiz aynası, cep aynası, vitrin caml...
Dünyanın Oyunları Oyun, insanın çocukluk çağından beri peşini bırakmayan ve aslında çocukluk dönemiyle sınırlandırılmaması gereken bir kültür unsurudur. Dünya hayatının bir oyundan ibaret olduğu hususu da bitmeyen bir oyun hâlinde olduğumuzun delilidir, fa...
Bir lokma, bir hırka, bir yonga… Bilindiği gibi Kârûn, gerek Kur'ân-ı Kerîm, Tevrat, Zebur gibi İlâhî kaynaklarda gerek dinî-destanî anlatılarda, Kısâs-ı Enbiyâlar’da ismi Hz. Musa ile birlikte geçen bir şahsiyettir. Allah Hz. Musa’ya ilim vermiş, o da bu ilmi Kârûn’a, Hârûn’a ve Yû...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*