Güzel ahlâkın tecessüm etmiş hâli

Ahlâkın tanımı genel olarak övülen huyları kazanmak ve yerilen huyları terk etmek açısından, huylara dair bilgilere verilen isimdir. Ahlâk-ı seyyie kötü huyları tarif ederken, ahlâk-ı hasene iyi huyları tarif eder. İnsanın kuvvelerine had ve sınır konulmadığı için ifrat, tefrit, vasat mertebelerinden seçim yapabilmesi dolayısıyla şer ve hayır yönleri ortaya çıkmıştır. Bu seçimlerden dolayı insan, “esfel-i sâfilîn”den “a’lâ-yı illiyyîn”e kadar mertebeler arasında değişken basamaklara sahip bir varlıktır. İnsandan beklenen asıl maksat ise ona verilenleri, verildiği üzere kullanıp üstün ahlâkî vasıflara sahip olması, a’lâ-yı illiyyîne namzet olmasıdır. Şems Sûresi 9-10. âyetlerde buna işaret vardır: “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”

Huylara ait bilgi olmasından dolayı ahlâk, tek bir kavme ya da kişiye münhasır kalmamış, farklı isimlerle adlandırıldığı olmuştur. Cahiliye döneminden bahsederken cahiliye ahlâkı, İslâmiyet geldikten sonra İslâm ahlâkı, şimdilerde yerleştirilmeye çalışılan, sekülerleşme ile doğan küresel ahlâk gibi isimler sayılabilir.

İslâm ahlâkının kaynağı ise, Kur’ân ve ondan nebean eden “sünnet”tir. “Sünnet”in aslı da Kur’ân’ın ahlâk anlayışını temsil eder. İslâm ahlâk düşünürleri de bu kaynaklardan yola çıkarak ahlâk esaslarını belirlemiş, fazilet ve rezilet kavramlarını ortaya çıkarmış ve bu kavramların altını doldurmuşlardır. Bu düşünürler “nübüvvet”in ahlâkî öğretilerde rol model olma görevi üstlendiğini dile getirmişlerdir. Fakat “nübüvvet” özelinde Peygamber Efendimiz’in (asm) ahlâkî anlayışından bahsetmek bile “nübüvvet”in ahlâk ile ilişkisini ispata yeterlidir. Zira “Küllî cüz’ide dâhildir. Cüz’inin ispatıyla külli de ispat edilmiş olur”1 kaidesince Resulallah’ın ahlâk-ı âliyesi, “nübüvvet”in bu konudaki yüksek düsturlarını anlamamıza kâfidir.

Cenab-ı Hak, ahlâkî vasıfları bize ifade ederken bir numune-i imtisal olarak onu (asm) göndermiştir. Nitekim Kalem Sûresi’nde “Hiç şüphesiz ki sen pek yüce bir ahlâk üzeresin” buyrularak, bu vazife Peygamber Efendimiz’de (asm) görünür kılınmıştır. “Onun ahlâkı Kur’ân’dı.”2 ifadesi, Resûlullah’ın Kur’ân’ı yaşadığını teyit eden ifadelerden sadece biri olarak karşımıza çıkmakta. Lem’alar’da geçen ifadelere baktığımızda “Kur’ân’ın beyan ettiği mehasin-i ahlâkın misali, Muhammed Aleyhissalatü Vesselamdır. Ve o mehasini en ziyade imtisal eden ve fıtraten o mehasin üstüne yaratılan odur.”3 Peygamberlik verilmeden önce bile fıtraten böyle yaratıldığını görmek mümkün. İlk vahyin korkusuyla eve geldiğinde yaşadıklarını anlattıktan sonra, hayat arkadaşı Hz. Hatice’nin Onu teskin etmek için söylediği sözler, Onun ahlâkının cahiliye toplumundan ne kadar uzak olduğunun bir delilidir: “Hayır, vallahi Allah seni zelil etmez. Sen akraba hakkını gözetirsin, zayıfa yardım edersin, yoksulu kazandırırsın, misafire ikramda bulunursun, Hak’tan gelen bela ve afet anında yardıma koşarsın.” Hadis âlimlerinden İbn Hacer ise bu hadisi yorumlarken şu ifadeleri kullanır: “Hz. Hatice ebediyyen olamayacağına yemin ettiği hususa istikraî bir tarzda delil getirmiş ve onu ahlâkî faziletlerin esasları ile vasıflandırmıştır.”4

Yazının devamına dergimizin Mayıs sayısından ulaşabilirsiniz…
Dipnotlar:
1) İşarat-ül İ’caz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2010, s. 262
2) Müslim, “Müsâfirîn”, 139
3) Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2011, s. 192
4) Risale-i Nur Işığında Küreselleşme ve Ahlâk, 6. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, Nesil Yayınları, İstanbul, 2002, s. 245

BENZER KONUDA MAKALELER:

Doublethink ve tevhid-i kıble meselesi Benim her seferinde hayret ettiğim, size de tanıdık gelecek bir mevzudan bahsedeyim istiyorum. Ehl-i iman kimseler bir araya gelir; iman ve Kur'ân hakikatlerinin okunduğu, müzakere ve tahlil edildiği topluluklar oluşturulur. Bu müzakereler, nam-ı diğ...
Açlık sevdası “Yaz gardaşım: On Altıncı Misal: Başta Buharî, kütüb-ü sahiha -nakl-i kat’î ile- beyan ediyorlar ki: Hazret-i Ebu Hüreyre aç olmuş, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın arkasından gidip menzil-i saadete gitmişler. Bakarlar ki, bir kadeh süt oray...
Dosdoğru yolda dosdoğru olmak Kâinatta en küçük ve en ehemmiyetsiz gibi görülen yaratıklar ve bunların vazifelerinde dahi çok büyük faydalar, çok büyük hikmetler mevcuttur. Kâinatın fıtratında ne aşırılık (ifrat), ne de herhangi bir gevşeklik (tefrit) bulunmaktadır. Lakin insa...
Ahlâk ve etik Ahlâk ve etik kavramları, günümüzde davranışları iyilik-kötülük bazında yargılarken, değerlendirirken en çok kullandığımız kelimelerin başında gelir. Birçoğumuz bu kelimeleri kullanırken aralarındaki farklara pek de dikkat edemiyoruz. Peki, bu iki ke...
Aklı olmayanın ahlâkı da olmaz İman, akıl işidir. Hadîs-i şerifte de denildiği üzere, “Aklı olmayanın dini de yoktur.”1 Çünkü iman, ancak doğru ile yanlışı, hakikat ile hayâli, gerçek ile yalanı ayırt edebilecek olan idrak sahiplerinin işidir. Esas mahalli kalp olan imanda terakki...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*