Bu akla ahlâk gerek

Risale-i Nur’da “akıl” meselesi pek çok yerde geçer. Kezâ ahlâk da öyle. İkisinin birbiri ile alâkası ise tartışılmaz bir gerçeklikte konumlanıyor. Biri birisiz olamıyor.

Kur’ân-ı Kerîm’de “hiç düşünmez misiniz, akletmez misiniz?” diye soran pek çok ayet ile karşılaşırız. Allah, yarattıkları ve delil gösterdikleri üzerinden bize sorular sorar, yollar gösterir, aklımızı kullanmamızı ister. Hiç şüphesiz aklımızı “iman ederek” kullanmamız, bizi güzel ahlâka, Yaratıcımıza ve yaratıldığımız ahsen takvime lâyık olan insanî vasıflara eriştirir.

Risale-i Nur’da kısa bir kavram okuması yaptığımızda “akıl” kelimesinin -müsbet mânâda- “münevver, müstakim, sönmemiş” gibi sıfatlarla kullanıldığını görürüz. Âdemoğlunu diğer mahlûklardan ayıran en belirgin özelliğin “akıl” olması, aklın büyük bir öneme sahip olduğunun bir delili. Akledebilmenin gereği de Yaratıcımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek. “Şeriat” dediğimiz bu sorumluluklar, aklımızı yerinde kullanmanın ve dolayısıyla ahlâka ulaşmanın temelini oluşturuyor.

Aklımızın başımızda olması, onu yerinde kullanmamız, onu nurlandırmakla, istikamette muhazafa etmekle, söndürmemekle mümkün. Akıl; parlak, yanan, dinamik, yani çalışan bir mühim alet demek ki. Peki, bu aklı nasıl nurlandıracağız, nasıl istikamette kullanacağız, nasıl söndürmeyeceğiz? Çalışmasını nasıl engellemeyeceğiz veya nasıl doğru çalıştıracağız? İşte burada, iman etmekle başlayan, ibadet ve taatle inşa edilerek sürdürülen bir talim yolu çıkıyor karşımıza. Ve bu bizi; kendimiz, sevdiklerimiz, bütün insanlık için yaşanası bir dünyaya ve huzurlu, daimî ve ebedî mutluluğun olduğu bir ahiret hayatına kavuşturuyor.

Akıl doğru çalıştırıldığında, yani ahlâklandırıldığında, insanın dünyaya geliş gayesi hedeflenen doğrultuda sonuca ulaşmış oluyor. Sırat-ı müstakim ile a’lâ-yı illiyyîne varıyoruz. İşte aklın ve ahlâkın muhteşem birlikteliği…

Ayın 16’sında inşaallah kavuşmuş olacağımız mübarek Ramazan-ı Şerîf’in, tüm İslâm âlemi için nice hayırlara, bereketlere ve feyizlere vesile olmasını temenni ederken, elinizde bulunan sayımızın istifadeli tefekkürlerle size yol arkadaşlığı yapacağına inanıyoruz. Huzur ve saadetin anahtarını elde edebileceğimiz ve tüm insanlık için kurtuluş çarelerini hep birlikte, en yüksek perdeden haykıracağımız bir Ramazan olsun inşaallah.
Dualarınızı bekliyoruz…

BENZER KONUDA MAKALELER:

Sultan-ı Kâinat BİRdir! “Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip (kendini alçak tutup) minnet çekme. Onlara temelluk edip (dalkavukluk edip) boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdi...
Kur’ân’a bakmak Değerli Genç Yorum Okurları; Elinize geçen bu yeni sayımız Ramazan Ayı’nın güzel bir meyvesi oldu. Kur'ân Ayı olarak vasıflandırılan mübarek Ramazan’da Kur'ân’ı anlamaya, anlatmaya çalıştığımız bir kapak dosyası hazırlamış olmaktan dolayı memnun v...
Zübeyir olmak İnsanın, eşyanın, tarihin şahitliğinde dönüyor dünya denen seyrangâh. Kendisi de şahitlik ediyor, insana, eşyaya, tarihe… Her şey birbirine dönük aynalar, hafızalar gibi adeta. Hafız-ı Hakikî’nin İlahî levhalarında muhafaza ediliyor. Ve âlem şahittir...
Gençlerin Bediüzzaman’ı Yayın hayatına başladığımız günden beri; her iki âlemin de saadeti için -tüm insanlığa- rehber olarak gönderilen kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’i, Risale-i Nur penceresiyle okuyarak, gençliğin can damarı mahiyetindeki ebedî meseleleri akla, ruha, kalbe ve ...
Kâinatın Aşk Penceresi “Hem, kâinat kalbindeki ciddi aşk, bir Mâşuk-u Lâyezalîyi gösterir. Evet, ağacın mahiyetinde olmayan bir şey esaslı bir sûrette meyvesinde bulunmadığı delâletiyle, şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddi aşk-ı lâhutî gösterir ki, ...

1 Yorum

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*