Ahlâk ve etik

Ahlâk ve etik kavramları, günümüzde davranışları iyilik-kötülük bazında yargılarken, değerlendirirken en çok kullandığımız kelimelerin başında gelir. Birçoğumuz bu kelimeleri kullanırken aralarındaki farklara pek de dikkat edemiyoruz. Peki, bu iki kelime aynı şeyi mi ifade etmektedir? “Bu yaptığın hiç etik değil!” ve “Bu yaptığın hiç ahlâkî değil!” cümleleri ile aynı şey mi kastedilmektedir? Aralarındaki fark; etiğin, ahlâk kelimesinin modern/seküler versiyonu olması mıdır? Etik, bir davranışı değerlendirmek için kullanılabilir mi? Etik, ahlâk ve moral nedir? Bu yazıda; etik, ahlâk ve aralarındaki farklar şeklinde üç başlıkta yukarıdaki sorulara cevaplar arayacağız.

Etik

Son yıllarda etik kelimesi ile çok karşılaşır olduk. Avukatlık etiği, tıp etiği, öğretmenlik etiği, basın etiği… gibi her meslekte kullanılmaya, daha doğrusu önemsenmeye başlandı. Etik için kısa bir tanım yapacak olursak: İnsanın ve toplumun mutlak iyiye ve mutluluğa ulaşması için davranışların nasıl olması gerektiği hakkında düşünen, fikirler geliştiren bir felsefe sorunudur. Sokrates’ten Kant’a aşağı yukarı tüm filozofların üzerinde durdukları, kuramlar geliştirdikleri, kuramlar yıktıkları; felsefenin en temel sorunudur diyebiliriz. Günümüzde genel olarak kullanılan hâli ile de toplumun tamamının veya genelinin ulaşabileceği en yüksek mutluluk seviyesine ulaşması için sosyologlar tarafından geliştirilen toplumsal davranış kurallarıdır. Bu kuralların teorikten pratik hâle dönmesine, yani uygulanma hâline ise ‘moral’ denir. Mesela, sıklıkla kullandığımız ‘Moralim bozuk’ sözüyle ifade edilmek istenen, ‘mutluluğa erişebilmiş değilim’ cümlesidir. Etiği kısaca özetlersek: Mutlak iyiye ve dolayısı ile mutlak mutluluğa ulaşmak için insanlık tarihinin ‘akıl’ yolu ile geliştirdiği, değişebilir, gelişebilir toplumsal kurallardır.

Ahlâk

Ahlâk ise, doğduğumuzdan beri karşılaştığımız, hayatımızın her anını etkileyen bir kavram. Peki, nedir bu ahlâk? Her davranışımıza bir değer biçen bu ahlâk iyi midir, kötü müdür?

Ahlâk; kültürün, dinin, coğrafyanın etkisinde topluma ve bireye mümkün olduğunca fazla fayda vermek amacıyla kişilerin davranışlarını düzenleyen hayat kuralları ve kişi karakterini değerlendiren bir olgudur. Bu değerlendirmede ahlâkın iyisi olduğu gibi, kötüsü de mevcuttur. Kişiye din ve toplum tarafından iyi ve kötü öğretilir. Ve bu öğrenimden sonra kişiden iyiyi yapması, kötüyü yapmaması istenilir. Bu yüzden de ahlâk kuralları irade sahibi insanlar için geçerlidir. Mesela aklî dengesi yerinde olmayan birinin davranışı ahlâkî açıdan değerlendirilemez, çünkü iyi veya kötüyü ayırt edebilecek yetide değildir.

Bütün dinlerin ve kültürlerin ahlâk değerleri kutsal kabul ettikleri kitaplardan veya kişilerden geldiği gibi, İslâm’da da ahlâk değerleri; Kur’ân’dan, hadislerden ve Sünnet’ten gelir. Bu yüzden Müslüman toplumlarda, bir davranışın ahlâkî yönden değerlendirilmesi o davranışın Kur’ân’a ve Sünnete uygunluğuna göre yapılır. Kişiler de güzel ahlâk sahibi olabilmek için, davranışlarını; Kur’ân ahlâkı diye bilinen,1 en yüksek ahlâka sahip olan Hz. Muhammed’in (asm) sünnetine göre ayarlamaya çalışırlar.

Ahlâk ve etiğin temel farkları

Etik; değerlerini, kurallarını ve gelişmişliğini ‘akıl’dan almaktadır. Akıl ne derece gelişmiş ise, etik de o derece gelişebilir. Ahlâk ise değerlerini, kurallarını ve gelişmişliğini içinde bulunduğu dinin veya kültürün kutsal öğretilerinden alır. (İslâmiyet’te bu değerler mutlak akıl sahibi olan, insanı ve toplumu en iyi bilen Hâlık-ı Hakîm’in kitabı Kur’ân’dan alınır.)

Etiğin kuralları beşer aklına bağlı olduğu için değişkendir. Örneğin; Avrupa’da iki yüzyıl öncesine kadar köle ticareti etik açıdan bir problem sayılmazken günümüzde çok büyük bir ayıp olarak karşılanır. Ahlâk ise dinî öğretiler değişmediği sürece sabittir. Mesela; zina bin dört yüz yıl öncesinde ahlâka zıt olduğu gibi günümüzde de zıttır.

1) Müslim, Müsafirin, 139.

BENZER KONUDA MAKALELER:

Doublethink ve tevhid-i kıble meselesi Benim her seferinde hayret ettiğim, size de tanıdık gelecek bir mevzudan bahsedeyim istiyorum. Ehl-i iman kimseler bir araya gelir; iman ve Kur'ân hakikatlerinin okunduğu, müzakere ve tahlil edildiği topluluklar oluşturulur. Bu müzakereler, nam-ı diğ...
Açlık sevdası “Yaz gardaşım: On Altıncı Misal: Başta Buharî, kütüb-ü sahiha -nakl-i kat’î ile- beyan ediyorlar ki: Hazret-i Ebu Hüreyre aç olmuş, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın arkasından gidip menzil-i saadete gitmişler. Bakarlar ki, bir kadeh süt oray...
Dosdoğru yolda dosdoğru olmak Kâinatta en küçük ve en ehemmiyetsiz gibi görülen yaratıklar ve bunların vazifelerinde dahi çok büyük faydalar, çok büyük hikmetler mevcuttur. Kâinatın fıtratında ne aşırılık (ifrat), ne de herhangi bir gevşeklik (tefrit) bulunmaktadır. Lakin insa...
Aklı olmayanın ahlâkı da olmaz İman, akıl işidir. Hadîs-i şerifte de denildiği üzere, “Aklı olmayanın dini de yoktur.”1 Çünkü iman, ancak doğru ile yanlışı, hakikat ile hayâli, gerçek ile yalanı ayırt edebilecek olan idrak sahiplerinin işidir. Esas mahalli kalp olan imanda terakki...
Din ahlâkı veya kültür ahlâkı Başlık bu hâliyle pek bir şey ifade etmeyebilir, haklısınız. O zaman kavramları tanımlamakla başlayalım işe. Bir meyve ismi söyleyin desem, aklınıza ilk gelen meyve ne olur? Elma veya portakal demeniz, avokado veya papaya demenizden çok daha muhteme...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*