Muhabbet bir “değişken” midir?

“Gözlemden gözleme farklı durum ya da değer alan niteliklere değişken denir” diye ifade ediliyor değişkenin kitabî tanımında. Bu kavramı her ne kadar bilimsel araştırmalar için kullansak da benim zihnimde farklı bir tefekkür penceresi açılmasına vesile oldu.

Derin bir muhabbetle bağlandığım mekânları düşündüm teker teker. Mesela üniversitemin ilk yılında kaldığım ev. Her köşesi bende ne kadar farklı hisler uyandırıyordu, koltukları, masası, penceresi bile anlamlıydı benim için. Orayı seviyordum. Evet, aynen böyle diyordum, “kaldığım evi seviyorum.” Daha sonra oda arkadaşlarım mezun oldu, o evden ayrıldılar. Hâlâ o evi zaman zaman ziyaret ediyorum, eski odama bakıyorum. İki sene önce sevgi beslediğim odam bana hiçbir şey ifade etmiyor. Demek ki, ben orayı güzel kardeşlerimin hatrına seviyormuşum. Onlar gitti, duygularım değişti. Hayatımızdaki güzel insanlar yalnızca bizi değil, mekânlara olan bakışımızı bile nasıl da değiştiriyor, öyle değil mi?

İstanbul’u çok seviyorum diyorum hep. Hatta öyle diyoruz. Namına şiirler yazıyor, şarkılar besteliyoruz. En son İstanbul’u ne zaman tek başıma gezdim, diye düşünüyorum, ihtiyaç dışında hiç. Bu şehirle alâkalı ne kadar güzel anım varsa hepsinde sevdiklerim yanımda.

Bu sevdiklerim bir gün buradan gitse yine de İstanbul aşkıyla yanıp tutuşur muyum, diyorum. Hayır! Bu şehre olan sevgim de bir bakıma değişkenlik gösteriyor.

Bazen bir kâğıt parçası bizim için ne kadar değerli oluyor. Herhangi bir maddî kıymeti olmayan bir eşyayı, belli bir sebepten dolayı saklıyoruz yıllarca. Sevgimiz o kâğıda mı yönelik? Değil di mi… Bize hatırlattığı hisleri seviyoruz. Kıymetsiz bir eşya birden değişiyor, çok kıymetli oluyor.

Tüm bunları düşünüp, onlarca örnek bulduktan sonra hemen bir dua etmek geliyor aklıma. Bir oda, bir sokak, bir mendil, bir şehir nasıl ki, bende hatırlattıkları var oldukça sevgi uyandırıyor, öyle de diyorum, kâinattaki her bir şeyi, O’nun namıyla sevebilmek istiyorum. Hem biliyorum ki, sona eren ve eşyaya karşı muhabbetimi azaltan diğer tüm faktörlerin aksine, O’nun varlığı hep bâki kalacak…

Bu güzel hakikate ulaşabilmek duasıyla. Sevgiyle kal Keçeli!

BENZER KONUDA MAKALELER:

Kemâle eren iğne Selamlar Keçeli! Sizlere Mezopotamya rüzgârı getirdim bu ay! Yalnız öyle pek serin değil, dikkat edin. Medeniyetler beşiği Şanlıurfa'yı keşfetmek nasip oldu, gördüklerimden açılan pencereleri niçin sizlerle paylaşmayayım, dedim ben de. Urfa, ku...
İntibah yazıları – 1 Çoğu zaman Tek istediğimiz aslında Biraz mola! Ruhumuza takılan o ince püsküller Varlığından haberdar olduğunda artık yokmuş gibi davranamayacağın O hassas teraziler var ya O kıvılcımların sönmemesi için Bu dünya fazlaca kaba! Sonunu beklerke...
Kalbime duyurulur! Çam kozalağı kadar kalp Ne kadar canı olacak Muhabbet yükü ağır olur derler lâkin Kaldıramadığı şey muhabbet değildir kalbin Söz konusu sevmekse, koca dünyayı bir damlaya sığdırır zira Fakat bu sıkletli hâller, bu saç telleri İncitir, ok gibi b...
Masumiyet mi tecrübe mi? Selamlar! Yeni senemizin ilk ayında vermiş olduğum kısa bir moladan sonra, yeniden kalemi elime alma vakti… Bu ay sizlere, tanıştığımdan beri fikir dünyamı zenginleştiren, insanın iç dünyasını epey sorgulamama sebebiyet veren bir şairden ve onun b...
Dönemimizin “Zihniyeti” Üzerine En sevdiğim mevsimi en sevdiğim şehirde yaşarken, İstanbul'un güzelim semtlerinde dolaşırken, yolumu uzattığını bildiğim hâlde Eminönü'ndeki yeni vapurlara inat eski Karaköy vapurlarına binerken hayâlime gelen şeyleri niçin yazıya dökmüyorum, dedim b...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*