“İttihadımız gazete ile olacaktır”

Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatından sonra Nur Talebeleri’ne ciddi sıkıntılar verilmeye başlanmıştı. Çok ciddi baskılar yapılıyordu. Gerek neşriyat yoluyla, gerekse Risale-i Nur aleyhine yapılan konferanslarla Nurculuk hareketi bitirilmeye çalışılıyordu. Hatta o zamanlar Nurculuğu bitirmek için gizli güçler bir heyet oluşturmuştu. Bu heyete “Nurculukla Mücadele Komitesi” ismi verilmişti.

Nur Talebeleri ise bunlara karşılık mektuplar ve broşürler neşr ederek, bazen de toplantılarını sabote ederek karşılık vermeye çalışıyordu. Ama maalesef gizli güçlere karşılık yapılan bu faaliyetler yeterli olmuyordu.

1960’tan sonra ülke siyasî olarak büyük darbelere maruz kalmıştı. Demokrat Parti kapatılmış ve Başbakan Adnan Menderes idam edilmişti. Demokrat Parti’nin devamı niteliğinde kurulan Adalet Partisi 1965 ve 69’da iktidar oldu. Ama Adalet Partisi’ni iktidardan düşürmek adına kurulan Milli Nizam Partisi, Adalet Partisi’ni bölmeye yönelik faaliyetler yapmaya başladı.

O zamanlar Milli Nizam Partisi destekçisi olan bazı İslâmî kesimlerin çıkardığı gazeteler vardı. Bu gazeteler Nur Talebeleri tarafından çıkarılmıyordu, ama bazı talebeler, sırf “dindar kesim çıkarıyor” diye bu gazeteleri okuyorlardı. Bu gazetelerin Risale-i Nur mesleğine zıt bazı tutumları vardı. Bu da, o gazeteleri takip eden kimi Nur Talebelerine yansıyor ve cemaate zarar veriyordu.

Meslek ve meşrebi sağlam olan Nur Talebeleri de bu durumdan oldukça rahatsızdı ve “Lahana yaprağı kadar da olsa kendi gazetemiz olsa, Risale-i Nur hakikatlerini burada neşr etsek, haykırsak, hem de muarızlarımıza hak ettikleri cevabı verebilsek” diyorlardı.

Bediüzzaman Hazretleri’nin talebesi Zübeyir Gündüzalp de, bu zorluklarla başa çıkabilmek için ve Risale-i Nur hakikatlerini gazete yoluyla duyurmak maksadıyla, İttihad gazetesinin doğmasına önayak oldu. İttihad gazetesi Risale-i Nur’un basın yoluyla geniş kitlelere ilanı için Nur Talebeleri’ne yardımcı olacaktı.

Bütün meselelerde olduğu gibi gazete meselesinde de son derece tedbirli hareket ediyordu Gündüzalp. Gazeteyi hem cemaate mal etmek istiyor, hem de yanlış bir mecraya sürüklenmemek için çok temkinli hareket ediyordu. Bunun için Nur Talebeleri’nin birlik olup ittihad etmesi gerekiyordu. Zübeyir Gündüzalp de mizaç farklılıklarını birbirine kırdırmadı ve meşrepleri birbiriyle meşveret ettirerek rahmetin celbine vesile oldu.

Gazete çıkmadan önce ve çıktıktan sonra her adımda meşveret yapılıyordu. Yanlış adım atmamak için Nur Talebeleri birlikte hareket ettikleri düzenli bir meşveret sistemi kurdular. Bu sisteminin kurulmasında Zübeyir Gündüzalp öncülük etti.

Gündüzalp, bütün cemaatin ortak iradesiyle çıkarılan bu gazetenin her satırını büyük bir titizlikle takip etti ve arkasında kale gibi durdu. Nefis Muhasebesi’ni ilk defa İttihad için yazdı ve neşrettirdi. İttihad’ın, meslek ve meşrebin dışına çıkmaması için büyük mücadele etti. Hatta bazı Nur Talebeleri ile karşı karşıya bile geldi. Amacı Risale-i Nur mesleğinden taviz vermemek idi.

Bediüzzaman’ın talebelerinden Mehmet Emin Birinci anlatıyor:

“İttihat gazetesi fikrini Zübeyir Ağabey ortaya atmıştı. Kendisi o zaman demişti ki: Kardeşim, Nurcular tevkif oluyor, tutuklanıyor, tüm gazeteler bunu yazıyor. Ama beraat olduklarında hiçbiri yazmıyor. Bizim böyle bir yayınımız olsa da, Nurcuların beraat ettiklerini de yazsak…”

İttihad gazetesi haftalık çıkıyordu. Ama hadiseler süratle gelişiyordu. Risale-i Nur aleyhine ard arda mahkemeler açılıyordu. Hücumlar artmıştı. Gazete haftalık olduğu için bunlara yetişemiyordu. Zübeyir Ağabey, Nur Talebeleri’ni topladı ve dedi ki: “Kardeşim, haftalık olmuyor, yok mu bunun günlüğü?” İşte, günlük çıkacak olan ve uzun yıllar hizmetini devam ettiren Yeni Asya gazetesinin doğuş fikri de yine Zübeyir Gündüzalp öncülüğünde olmuştu.

Gazete hizmeti başladıktan sonra Zübeyir Gündüzalp her talebeyi fıtratına göre yönlendiriyordu. Bazı kişilerin gazeteye gelmesine müsaade etmezken, bazılarını da gazetede istihdam ettiriyordu. O Bediüzzaman’dan aldığı tedbir dersinden hareketle, Risale-i Nur mesleğini tam olarak kavramış kişilerin gazete hizmetini yapmasını istiyordu. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri de herkese gazete okutmuyor, “Siz kalbinizle, hislerinizle okuyorsunuz, tesir altında kalıyorsunuz” diyordu. Bu yüzden Zübeyir Gündüzalp, doğru kişileri seçerek, koordinatör görevi üstleniyordu.

Gündüzalp gazete hizmetinin önemini şöyle vurguluyordu:

“Bu gazete bizim için adeta günlük bir lahika mektubudur. Sadece Risale-i Nur’un imani meselelerini okumamız, ittihadımızı yeteri kadar temin etmez. Üstadın hayat-ı içtimaiye ve hayat-ı siyasiye noktasındaki meselelerinde ittifak etmedikçe ve onları Üstada göre anlamadıkça, ittihadımız ve ittifakımız tam olmaz. Dolayısıyla bunu da sağlayacak olan gazetedir.”

(Zübeyir Gündüzalp Hayatı-Mefkuresi, İbrahim Kaygusuz, Yeni Asya Neşriyat, s. 434)

BENZER KONUDA MAKALELER:

Devr-i hâl İnsanın içinde duygular kaynar, hâlden hâle girer. İnsan bir karanlığın içinde kaybolup gider. Taşıdığı kayanın altında ezilir. Dönüp durur kendi etrafında. Dönüp durur, çıkışı kaybeder. Baktığı, dokunduğu, duyduğu her şey hüzün verir. Başı öne eğili...
Antipatetic bir konu: Teodise Antik Yunan’dan İslâm filozoflarına kadar sorgulanan, düşünen/akleden her insanı derin düşüncelere daldıran, kimini dalalete götürürken kimini melaike mertebesine ulaştıran o kritik konu: Teodise. “Tanrı”nın adaleti anlamına gelen teodise, problem...
Antideist bir söylev “Kâinat ve içinde insan, başıboş bırakılmış değildir.” “Zaman yaratılıştır” diyen Nobelli kimyager Prigogine, kâinatın direklerinin Allah’ın her an eşyayı biteviye yaratmasıyla ayakta kalabildiğini ifade eder. Kaos, nizam, ritim, tekrar, görelilik...
Tevhide seyahat Bir yaratıcının varlığı, insanlık tarihi boyunca en çok üzerinde durulan meselelerden olmuştur. Başını kaldırıp bakan insan merak etmiştir çünkü. Ben kimim, benimle birlikte var olan bu canlılar niye var? Çevremde olup biten bu muhteşem işleri kim gö...
Senin Allah’ın kim? İnsana biraz tuhaf geliyor bu soru, değil mi? Ne demek Allah’ın kim, hâşâ kaç tane Allah var da bu soruyu soruyorsun, Allah işte. Ama müşrikler de yaptıkları antlaşmalara besmele ile başlıyor, yemin verirken Allah adına yemin veriyorlardı. İstanbul’d...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*