Fırtınalı gökyüzünden yıldızlı parlak gecelere

Yine Sen yetiştin yaralarıma Efendim, yine Sen!

Elinde ab-ı hayatınla…

Uzun zaman oldu seyahate çıkmayalı, şöyle bi bakıyorum geçmiş aylara, serüvenlerimize… Sen (asm) gideli duramaz oldum Haremeyn-i Şerifeyn’de. Tekrar dönüp bakamaz oldum. Böyle mi olmalıydı, peki sadakat neydi? Bunu en iyi, aziz sıddık dostun Ebu Bekir’den (ra) öğrenmemiş miydik? Kendimi başka başka diyarlara sürmek çare miydi ki, yine her şey seni hatırlatmayacak mı bana? Ama ben yine Seni aradım dar ve boş sokaklarda…

Hüzünlü bir başlangıç oldu dostum belki, ama anlatamam sana hâlimi. Hüzünlü bir gurbetteyim. Yazmak, iyi geliyor insana. Eski günleri hatırlamak, mazinin derin derelerinde dolaşmak iyi geliyor bana. Hele yanımda senin gibi bir dost olunca…

Birlikteliğimizin ikinci yılını doldurmuşuz dostum. Hatırlar mısın, ilk o diyarlara gitmiştik beraber. Peygamberimiz (asm) ve “Yıldızlarım” diye bahsettiği o hiç sönmeyen kandiller… Bin beş yüz yıl evvelden nurlarını gönderip aydınlattılar bizleri, yollarımızı gece gündüz demeden. Hangi yıldıza yapışsak Ona (asm) götürür bizleri. Zira onların tek amacı, düşüncesi, gayesi, “Halık-ı kâinatın marziyyatı nedir, O’nun rızasını kazanmak için neler yapılabilir?” idi. Tüm ruh-u canlarıyla Rasulullah’ın femî-i mübareklerinden süzülen sözlere takılmıştı gözleri.

Daha neler diyeyim, en iyisi biz de o “Yıldızlar”dan biriyle gidelim, ne dersin? Bizi en doğru yoldan en doğru yere götüreceklerine eminim. Onlar, peygamberlerden sonra Allah’a en yakın insanlar; Peygamberimizin (asm) terbiye süzgecinden geçmiş, İslâm ahlâkıyla şekillenmişler. Fazla söze ne hacet…

Hicret’in 11. Yılı, yer Medine. Kırık beyaz bulutların göğü kapladığı, kasvetli bir havanın insanı sarıp sarmaladığı bir gün. Ve bu hâletten ziyadesiyle etkilenen bir sahabi hazretleri… Adını koyamadığı, herhangi bir olaya yorumlayamadığı bir buhran havası yaşıyor besbelli. Hani bazen biz de öyle hâller yaşarız ya, çıkamayız bir türlü işin içinden…

Görünüşe bakılırsa derdine çare arıyor; abdest alıyor, namaz kılıyor, Kur’ân okuyor. Azalıyor, fakat bi türlü gitmiyor o hâlet. En sonunda dayanamayıp Efendimizin (asm) kapısına koşuyor. Anlatmaya çalışıyor derdini, bi türlü konuşamıyor. Kelimeler boğazını tıkıyor sanki. Efendimiz ise ona bakıyor, bekliyordu. Daha sonra okuyup yüzüne üfledi, yavaş yavaş kendine gelir gibi oldu.

“Ey Allah’ın Resulü! Bugün bir gaflet bastı ki, ne yapacağımı şaşırdım. Elim ayağım kenetlendi. Kederden boğulacak gibiyim, ama derdim yok. Sıkıntıdan patlayacak gibiyim, ama müşkül bir durum yok. Şeytan bastırdıkça bastırdı. Olmayan bir sıkıntıdan yedim bitirdim kendimi.”

Ne kadar da tanıdık hâller… Sana da olmuyor mu kabz hâli Keçeli, dünya hâleti senin de ruhunu sıkmıyor mu? Ya da insan kendisi çağırıyor bazen, küçücük dertler büyümüyor mu içinde? Oysa asıl musibet, dine gelen musibet değil mi, bu kadar büyütmeye değer mi? İnsan işte, nisyanla isyan arasında gidip geliyor bazen, gaflet sarıyor dört bi yanını. Mübarek sahabeler bile yaşamış bu hâleti, ümitsizliğe düşmemek lâzım.

“Allah yolunda bana sıkıntı verildiği kadar, hiç kimseye sıkıntı verilmemiştir” diyor Canım Efendim (asm). Bilmez misin neler yaşadığını?

Yetim doğup küçücük yaşında annesini, kısa süre sonra dedesini bâki diyara uğurlaması… Tebliğ vazifesinin başlamasıyla birlikte gösterilen muameleler, Taif’te taşlanması, yollarına dikenler serilip memleketi Mekke’den hicrete mecbur edilmesi… Ve buna rağmen yıllar sonra Mekke’yi fethedip döndüğünde kendisine zulmeden müşriklere karşı hiçbir kin, adavet ve nefret duymadan onları affetmesi

“Sen olmasaydın, Sen olmasaydın Habibim kâinatı yaratmazdım” sırrına mazhar olmanın arkasında ne hikmetler var bilir misin?

Şimdi düşün, aklına, kalbine taktığın dertlerini, bir zerre, bir batmanda boğulup kalma sakın bir daha. Yine düşersen bu hâlete, gel gidelim. Ziyaret edelim Allah Resûlünü. Sünnet-i Seniyye ipine tutunalım, tevekkül salıncağında sallanalım. “Yıldızlar”ı takip edip yine Onu (asm) bulalım…

BENZER KONUDA MAKALELER:

Tarikatten Hakikate “Oksijen çadırı”ma yine koştura koştura gidiyorummm. 'Aaa canım Seyyah, yine böyle garip garip kelimeler kullanıp kafamızı karıştırma' mı dersin? Napayım yani, giriş biraz değişik olacak ki seni buraya çekebilceemmm, he he he. Merak ettin di miii...
Hakk’a Teslim Ol, Her Daim Mütebessim Ol! Fark ettim de fark edilmiyormuşum gençler, aaa çok ayıp! Nerden mi fark ettim bunu? Ya soruyorum kardeşlere, Keçeli'de neler var? Sayıyolar, sayıyolar. Bekliyorum ki zamandan zamana atlayan birileri de var demelerini, Hayâlnâme ismini unutabilirler b...
ORUCA SADAKAT Aaah ah, havalar da ne sıcakladı ama. Bu sene de epey soğuk oldu gerçi. Bitmek bilmedi kış günleri. Sabah üşüyerek kalın giyinip evden çıktığımız, öğleden sonra sıcaktan pişerek eve geldiğimiz günler de geçti ya, çok şükür. Haydi varın secdeye. Tabî...
EDEB-İ İSLÂMİYET İLE SULANMIŞ HAYATLAR Ben de tam seni bekliyordum, nerelerdeydin? Asıl sen nerdesin, bi ay varsın bi ay yoksun, dediğini duyar gibiyim. Eee, öyle gerekti diyelim. Ben yokken yeni bir yıla girmişiz. Bitti mi koca sene ya hu? Al eline bi bardak sıcak çikolata ya da sahle...
ZAMAN ÖYLE FEDAİLER İSTER Kİ… Heyy kardeşimm, baksana şu güzel manzaraya! Yok yok, deniz manzarası felan değil ya hu bu sefer. Peki, neresi mi? Güzel soru. Ben şu an nur cemaatimin nurlu ablalarını temayül ediyorum. Hepsi de elmas kıymetinde, bazen akrabadan öte. 'Yokkk can...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*