Çedile Hanım’ın çocukluk maceraları

(Derin bir nefes alır)
İlkokula giderken yaz tatillerinde öğretmenler doğal olarak ödev vermediği için sıkılır, boş defterlere uzun uzun bir şey yazıyormuş gibi yapardım. Ama bir şey yazmazdım. Çünkü gerçekten harfleri oluşturmak ellerimi ağrıtıyordu. Doktor yazısı gibi şeyler karalardım, ama bir yandan da konuşurdum psikopat gibi “Bakın şimdi bunu buraya yazıyorum, eczacı zaten anlar, ama siz fisikup deyin, bu sabah-akşam kullanılacak.”

(Eczacı olur)
“Ablam ne biçim yazıyorlar bu ilaçları? Allah rızası için, ne yazıyor şimdi burada? Neyse ben size şundan veriyorum, bunu on beş gün sabah akşam kullanın.” Böyle saatlerce kendi başıma oynardım hızlı hızlı konuşarak. O kadar eğleniyordum ki, şimdi bile aklıma geldiğinde gülmekten ölüyorum.

E peki, sizce Çedile Hanım bu oyunlarla yetinir mi? Asla. Yapmayı en çok sevdiğim bir diğer psikopatlık da sabah ekmekten dönerken apartmanın merdivenlerinde kendi kendime konuşmaktı. “Ya bana bunu nasıl yapar? Ben onun annesiyim annesi… Yıllarımı verdim ona, ne isterse yaptım, ama anlıyor musun komşu? Şimdi gelmiş, gelmiş bana, ba-bana, neler diyor!”

(Komşu olur)
“Aaaa komşucum, ama böyle salma kendini… Senin şimdi dik durman lazım… Kendine güven, çık karşısına böyleyken böyle anlat!”

(Tekrar anne olur)
“Ya beni dinliyor mu sanıyorsun, bebekliğini bildiğim kendi yavrum…” (Ağlar)

Ama gerçekten ciddi ciddi ağlıyordum he, öyle numaradan değil. Üstelik bir yandan da paranın üstüyle aldığım çikolatayı eve girmeden bitirmeye çalışıyordum. Sanki annem para hesabı yapmayı bilmiyor, anlamayacak benim paranın üstünü hapur hupur yediğimi.

Her zaman tek başıma değildim tabiî. En büyük suç ortağım ablam da zaman zaman bana katılıyordu. En bayıldığım şey de onun hiç itiraz etmeden ne oynamak istersem oynamasıydı. Beraber yapmayı en çok sevdiğimiz etkinlik de parkta salıncak sırası beklerken, kendi aramızda İngilizce konuşuyor gibi yapmaktı. “Humakrfuh mıshgo?” “Yee yee duşdbu kogbsğı.”

Salıncaktaki kız bize bakarken; “Biz İngilizce biliyoruz da. İngilizce konuşuyoruz biz. Hee hiç de bile uydurmuyoruz. Hadi gel Hugkdo hduapl fhfsılç.”

Beraberken çok eğlendiğimiz inkâr edilemez, ama bazen sadece ben eğleniyordum. Ablam pek eğleniyora benzemiyordu. Mesela bana bisiklet sürmeyi öğretirken… Çok iyi bir öğretmendi. Bisikleti hareket ettirmeyi, hızlanmayı, gidonu sabit tutabilmeyi bana bir akşam üzeri öğretiverdi. Yalnız benim frenleri kullanmayı öğrenmem 3 yazımı aldı. Bisiklet iyice hızlanınca bir bacağımı öbür tarafa atıp kaldırıma yaklaşıp atlayıveriyordum. Ablam da bağıra çağıra yokuş aşağı giden kıymetli bisikletinin peşinden koşuyordu. Ben sürmeyi öğrenmeden 5 sene bir çizik bile olmadan kullanmıştı o bisikleti, ben öğrendikten sonra tanınmaz hâle geldi. En son parkta pedallardan birini kaybetmiştim, iki hafta sonra ortaya çıktı, ama biliyorum kavgalı olduğum, mahalleden arkadaşlar söktü o pedalı. Zaten ben bisikletle dik bir yokuştan aşağı olimpiyatlardaymış gibi kendimi salıverip taklalar atınca, bisiklet bana yasaklandı.

Ama ablam benden, o kırmızı bisikletin kurtulduğu gibi kurtulamadı. Ben onun başına belalar açmaya çok uzun yıllar devam ettim. Şimdi artık olgun, güçlü, özgür, süper, mükemmel, aşırı zeki, harika bir birey olduğum için uslu uslu okuluma gidip evime geliyorum. Hastanelerde gerçek doktorlarla didişiyor, toplu taşıma araçlarında gerçek insanlarla kavga ediyorum. Kendimi gerçek dünyaya çok küçük yaşlarda hazırlamaya başlamışım görüyorsunuz. Anlatmaya gerek yok. Yok efendim şöyle olmuş, böyle olmuş, konuşmam. Kessin.

BENZER KONUDA MAKALELER:

Mizaha dair bir izahım var! Mizah da mizah, mizah da mizah… Ama nasıl mizah? Bir ölçüsü olmalı elbet, diye düşünürken, “Ey iki kulaklı adam” sözü geldi aklıma, oldukça da hoşuma gitmişti ilk duyduğumda. Peygamber Efendimiz (asm) Hz. Enes’e bazen böyle seslenirmiş. Tabiî yaa,...
Serseri serbest stilim Bugün birçok başörtülü bacımın yapmaktan çekindiği bir şeyi yaptım ve Kadıköy’e gittim. Önce tedirgin olmakta haklı olduklarını düşündüm. Sanki geçtiğiniz her yerde insanlar başını çevirip siz gözden kaybolana kadar takip ediyorlarmış gibi hissediyor...
Anlıyorsun değil mi? İnsanları anlamak her zaman o kadar da kolay değil. Bunu 17 yıllık hayat deneyimime dayanarak söylüyorum. Yani bana güvenebilirsiniz. Peki, insanları anlamak zorsa, neyi anlamak kolay? Bir şeyleri anlamak kolay olmalı değil mi? Haksız mıyım? Tabiî ki...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*