Gençlerin manevi istinadgâhı: Gençlik Rehberi

Kur’ân-ı Kerîm’in etrafındaki surların yıkıldığı dehşetli bir zamanda, onu koruyacak ve muhafaza edecek bir eser bahşetmişti Cenab-ı Hak. Risale-i Nur eserleri, en hassas bir zamanda, en kritik bir vakitte insanların imdadına koşturulmuştu.

Risale-i Nur’un telifi tamamlandıktan sonra Bediüzzaman Hazretleri artık bundan sonra yapılacak olanın şerh, izah veya tanzim olacağını bizlere belirtmişti. Hatta lahikalarda geçen ifadelere bakarsak, Üstad Hazretleri, bir konunun müteferrik risalelerdeki parçalarının toplanıp bir araya getirilmesi ile mükemmel bir izah, haşiye ve şerh yapılabileceğini ifade etmekte. Bundan anlaşılan, Risale-i Nur’un en iyi yorumu yine Risale’nin kendi içinde bulunuyor.

İşte bu şerh ve tanzimlerin en güzellerinden biri, Üstad Hazretleri’nin hayatta olduğu dönemde toplanıp bir araya getirilen, gençlerin ihtiyaçlarına tam cevap veren Gençlik Rehberi adlı eserdir. Kastamonu Lahikası’nda geçen bir mektupta, gençlere ait risaleciğin isminin “Siracü’l-Gafilin” veyahut “Gençlik Rehberi” namı verilmesini bizzat Üstad Hazretleri’nin istemiş olduğunu anlamaktayız. Muhteva olarak iman, ahiret, kabir, bismillah, haşir, muhabbet, kâinat, cehennem ve bunlarla alâkalı konular işlenmiş, gençlerin sorguladıkları mânâları hakikattar bir biçimde ortaya koymuştur.

Bu eserin temelleri, aslında Üstad Hazretleri’nin Eskişehir hapsinden sonra Kastamonu’ya sürgünü ile başlıyor. Bediüzzaman’ın kendi şehirlerine gelmiş bir kurtarıcı olduğunu düşünen gençler onun yanına gider ve “Muallimlerimiz bize Allah’tan bahsetmiyor” diyerek sorular sorarlar. Üstad Hazretleri ise onlara muknî cevaplar vererek kalplerine iman tohumları eker. Aslında bu sorulardan ve gençlerin içinde bulundukları durumdan Bediüzzaman bihaber değildir. Eskişehir Hapishanesi’nde iken, karşısındaki lise mektebinin büyük kızlarının “gülerek raks etmesi” üstadın rikkatine dokunur. Çünkü onların gelecekteki âkıbetleri sinema perdesi gibi gözünün önüne gelmiştir. Ahirzamanın cazibedar ve girdap gibi içine çeken fitnelerine karşı koyamamışlardır. “Gülerek raks etmek” ahirzamanın gençlerinin ”bilerek ve severek tercih etme” hastalığını belirten önemli bir tanımlama biçimidir. Bediüzzaman Hazretleri imanları tehlikede olan gençler için gözyaşları döker.

Böyle bir duruma kayıtsız kalamaz ve Gençlik Rehberi’nin oluşturulmasına karar verir. İçerisinde, imanın tahkikleşmesi için akla gelen suallere lüzûmu miktarınca cevapların yer aldığı Gençlik Rehberi’nin ilk basımı ise kaynakların belirttiğine göre Ceylan Çalışkan Ağabey’in uğraşları sonucu 1947 yılında yapılır. Fakat Muhsin Alev Ağabey’in 1951 yılında İstanbul’da söz konusu eseri bastırması, muhalif grupların hoşuna gitmez ve şikâyet edilir. Bunun üzerine İstanbul’da mahkeme olur ve o zaman Isparta’da olan Bediüzzaman, İstanbul’a çağrılır. Yıllar sonra tekrar İstanbul’a gelen Bediüzzaman Hazretleri yaklaşık üç ay burada kalır. 22 Ocak 1952 mahkeme günü Üstad Hazretleri’nin o zaman işlediği suçlar(!) şu şekilde ifade edilir: “Müellifin bu eserde din düşüncesini yaymaya çalıştığı, gençlere rehber olacak fikirler serd eylediği, müellifin tesettür taraftarı olduğu, kadınların yarım çıplak ve açık bacakla dolaşmalarının İslâmiyet’e aykırı ve kadının fıtratına zıt olduğunu beyan ettiği, kadını güzelleştiren şeyin terbiye-i İslâmîye dairesinde âdâb-ı Kur’ânîye zineti olduğunu söylediği, dinî tedrisat taraftarı olduğu, binaenaleyh devletin temel nizamlarını dinî esaslara uydurmak istediği…” (Tarihçe-i Hayat, Yeniasya Neşriyat, 2001 İstanbul, s. 561.)

Bunun üzerine Üstad Hazretleri ise; 35 senedir siyaset ve dünya ile meşgul olmadığını, sadece iman kurtarmak davasıyla ilgilendiğini ve farklı mahkemelerden berâet ettiğini bildirir. Mahkeme 19 Şubat 1952 tarihine ertelenmiştir. Gençlik Rehberi’ni basan matbaacı ve ardından polisler dinlendikten sonra Üstad konuşma yapar ve ikindi namazını kılmak için müsaade ister. Ve sonra mahkeme tekrar tâlik edilir.

Nihayet 3. defa 5 Mart 1952 günü tekrar mahkeme olur. Bu sefer Gençlik Rehberi’nin basılmasına sebep olan Muhsin Alev Ağabey dinlenir. Bir üniversite öğrencisi olan bu zat, Risale-i Nur’dan çok istifade ettiğini, bu eserlerden aklının, fikrinin, ruhunun ve kalbinin son derece müstefit olduğunu ve ahlâkını olumlu yönde etkilediğini ve gençlerin de istifadesi için bastırmak istediğini belirmiştir. (Tarihçe-i Hayat s. 563)
Bu konuşmaların neticesinde mahkeme berâet kararı verir. Gençlik Rehberi mahkemesi büyük bir yankı uyandırmış ve mahkeme salonu, koridorlar ve mahkeme girişi tıklım tıklım dolmuştur. Adeta, o zamanın iman hakikatlerine susamış gençleri müdafaaya destek olmak için gelmişlerdir.

Tabiî medya bu duruma kayıtsız kalmaz. 22 Ocak 1952 tarihli ilk duruşmayı Hürriyet Gazetesi şu şekilde duyurmuştur: “Seksenlik Pirin Duruşması.” Bu manşet başlığı altında şu habere yer verilmiştir: “Dini, siyasete alet ederek propaganda yaptığı iddiasıyla ve Basın Kanunu’nun 16. Maddesi delâletiyle hakkında dava açılan Sait Nursi isminde birinin muhakemesine dün Birinci Ceza Mahkemesi’nde başlanmıştır. Gayri mevkuf olarak muhakeme edilen Sait Nursi’nin hüviyeti tespit edilmiştir. Halen seksen yaşında bulunan sanığın sorgusunu yapmak bir hayli güç olmuştur.”

Üstad ve beraberindeki genç Nur Talebeleri’nin fotoğrafına yer veren gazetede Üstadın savunması şu şekilde kaydedilmiştir: “Ben propaganda yapmış değilim. İsnat olan suçu reddederim. Kitabın basılması hususunda da kimseye emir vermiş değilim. Bazı üniversiteli gençler bana müracaat ederek kitabı bastırmamı rica ettiler. Param olmadığı için kendileri bastırıp piyasaya sürmüşler. Siyaset benim dini itidalimi zayıflatır. 35 senedir bir tek gazete bile okumuş değilim. Haddizatında ‘Gençlik Rehberi’ni dört sene evvel bastırıp piyasaya çıkardığım zaman beni mahkemeye verdiler. Denizli, Eskişehir, Ankara Ağırceza Mahkemelerinde beraet ettim. Bu kararlara uyulmasını talep ediyorum… Risale-i Nurun Türk milletini her fenalıktan kurataracak bir eser olduğunu yüz bin kişi huzurunda ispat edemezsem beni idam ediniz.”

Hürriyet Gazetesi olayı takip etmiş ve 6 Mart 1952 tarihli gazetede şehir haberleri bölümünde Gençlik Rehberi’nin berâet kararına sadece iki paragraf ayırarak şöyle denmiştir: “Bakanlar kurulu kararına aykırı olarak ‘Gençlik Rehberi’ adlı kitabı üçüncü bir defa daha tabettirerek piyasaya sürdüğü iddiasıyla mahkemeye verilen Bediüzzaman Sait Nursi’nin Mahkemesine dün Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilmiştir. Dünkü celsede karar verileceği için, zabıta gereken inzibati tedbirleri almıştır. Büyük bir meraklı kitlesi arasında salona alınan Sait Nursi hakkında mahkemece ‘kitapların basılmasında kendisinin dahli olup olmadığı kestirilemediğinden’ beraet kararı verilmiştir.”

Böylece Risale-i Nur serbest kalarak daha nice gençlerin imanlarını kurtarıp, saadet sarayları kazanmalarına vesile olmuştur.

(Gazete küpürleri İstanbul Atatürk Kitaplığı arşivinden temin edilmiştir.)

BENZER KONUDA MAKALELER:

Devletlerin fıtratı Cumhuriyet’tir Cumhuriyet yaygın bilinen şekli ile halkı eksene alarak uygulanan yönetim usulüdür. Cumhurî sistemlerde kararlar ve uygulamalar halkı önceleyerek yapılır, halktan olan herkes de yine halkı için çalışır, cumhurî sistemlerde herkesin himmeti milleti iç...
“Cumhuriyet” bize niçin lâzımdır? İnsanlık var olduğundan beri çeşitli ihtiyaçları olmuştur. Tekil insanın, temel psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçları olduğu gibi, toplumu ifade eden ”insanlığın” dahi bir takım ihtiyaçları var olagelmiştir. Beşeriyetin bu temel ihtiyaçlarından biri d...
Benim mesleğim haktır! Evvela kendi mesleğimin muhabbetiyle başlarım. Burada maksat başka mesleklerin tenkisi değil, kendi mesleğimizin güzelliğini ifade etmektir. “Benim mesleğim haktır, fakat yalnız hak benim mesleğim değildir” olan insaf düsturunu rehber edinerek yola d...
Küçük harf versus minik harf! Bir büyük mahkeme kurulsa… Böyle bir dava olsa! Bu davayı kim kazanır? İkisi de kaybeder! Zira ikisi de ufak. Ya da büyük harfle iri harf kapışırsa? Kim kazanır? Yine ikisi de kaybeder. Zira ikisi de kocaman. O zaman sorulur: Bu ...
Hakkı Hakk’a sormak Risale-i Nur okurken yahut Kur'ân’ın konuşmasını dinlerken muhakkak “hak” kavramının farkına varmışsınızdır. Hak kelimesi Kur'ân-ı Kerîm’de yaklaşık 300’e yakın âyette yer alır. Risale-i Nur’da ise gerek hakikat kavramıyla birlikte, gerek farklı terk...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*