Yeni Adıyla Mindfulness, Bildiğimiz Adıyla Tefekkür

Psikolojiye ilgili olanlarınız bilir, son yıllarda “pozitif psikoloji” adı altında, insanın hangi koşullarda olumlu gelişme ve ilerleme gösterdiğini inceleyen bir psikoloji dalı ortaya çıktı. Pozitif psikolojinin ise Mindfulness, diğer bir deyişle “bilinçli farkındalık” diye oldukça temel bir kavramı bulunmaktadır.

Peki Mindfulness nedir? Budist tapınaklarında sıkça kullanılan ve Pali dilindeki “dikkat etme, hatırlama” gibi kelimelere karşılık gelen Sati kelimesinin karşılığıdır. Kurucusu John-Kobat Zinn’in deyişiyle de “farkındalık; yargısız bir şekilde, şimdiki ana odaklanabilmek amacıyla dikkatinizi toparlayabilmektir”, yani şimdiki andaki deneyimin bilincinde olabilmektir. Gün içinde yaşadığımız fikir uçuşmaları, dikkat dağınıklığı, yediğimiz bir şeyin, baktığımız bir manzaranın farkında olmayışımız, yanından geçip gittiğimiz çiçeğin, böceğin yanı sıra, farkındalık, o sırada ne yapıyorsak dikkatimizi ona yönlendirmektir. Farkında olduğumuz zaman dikkatimizi geçmiş ve gelecekle harcamayız. Sadece anda buluruz. Bu türden bir dikkat de enerji, anlayış ve doğal bir neşe üretir. (Germer, et. al., 2005)

Daha önceden bahsedildiği gibi Budist tapınaklarına dayanan bir kökeni olduğu için, Mindfulness’in vücut bulmuş hâline meditasyon ve yoga denilebilir. Kişinin kendi bedenine, çevresine, tam bir dikkat ile odaklanması sonucunda, kendini ve doğada olup biten her şeyi, varlıkları hissedeceği, böylece iç huzurun bulunacağı iddia edilir. Mindfulness duygulara da uygulanan bir yöntemdir; öfkenin, hüznün, neşenin, stresin ve nice duygunun farkında olup, onu kontrol altına alabilme yetisi kazandırılması hedeflenmektedir.

 

İşte ben de bu akımla uyanan merakıma yenilerek, oldukça faydalı olabileceğini düşündüğüm bir yöntem olan Mindfulness’in stres azaltma için yapılan 8 haftalık programlarından birine katılmıştım. Eğitim haftada bir olacak şekilde yapılıyordu ve Mindfulness’in ne olduğu, nasıl uygulandığı, kişinin kendini fark etmesi, ‘an’a odaklanması temelliydi. Uyguladığımız tüm yöntemler, hocanın yönlendirmeleri benim dünyamda sürekli “tefekkür” kapısını aralatıyordu. Tefekkür, nasıl sadece düşünmek değilse Mindfulness da kendini, çevreni, sesleri, varlıkları düşünmek değildi. Hissetmekti, özümsemekti, odaklanmaktı.

Eğitimlere devam ettikçe, Bediüzzaman Hazretleri’nin tefekküre verdiği önemi, tefekkürî bir bakış açısının insana neler katabileceğini yeniden keşfetmeye başlamıştım. Aslında tefekkürün insanın dünyasında ne kadar önem arz ettiğini, fıtrî bir durum olduğunu, farklı dinlerde dahi gerçek mutluluğu bulabilmek için tefekkürî bir bakış açısı oluşturulmaya çalışıldığını fark ediyor, hayretle eğitimlerime devam ediyordum.

Bir gün eğitimcimizin “mindful şekilde namaz kılmayı hiç denediniz mi?” sorusu karşısında yeni bir pencere açılmıştı. Tadil-i erkânla namaz kılmak, hissederek, özümseyerek namaz kılmak, değil miydi bu? İşte bu Mindfulness ve pozitif psikolojiyle başlayan serüvenim okuduğum hakikatlere bir kez daha hayran kalmakla devam etti. Risale-i Nur’un ne mükemmel bir psikoloji kitabı olduğunu, -Bediüzzaman’ın bahsettiği- insanın, kendisini ve yaratıcısını bilmesiyle gelen mutluluğunu batılıların anca keşfediyor olduğunu görmek, elimizdeki nimetlere tekrar şükürler gerektirdiğini gösterdi bana. Bediüzzaman’ın hayatının her anında yaşadığı tefekkürî hâl, kendisinin en sadık talebelerinden Zübeyir Gündüzalp’in konferansında şu şeklide geçer: “Bediüzzaman, arz ve semavattaki mevcudatı, hayret ve istihsanla temaşa eder. Kırlarda ve dağlarda, hususan bahar mevsiminde çok gezinti yapar, o seyrengâhlarda zihnen meşguliyet ve dakik bir tefekkür ve daimî bir huzur hâlindedir.”

İşte bu ifadeler, aynı zamanda tefekkürî bir bakış açısının, zihnen bu denli meşguliyetin insanda daimî bir huzuru sağlayacağını açıklar niteliktedir. Batı dünyasından kopup gelen yeni akım Mindfulness düşünceyle yapılmak istenen de budur. Zihnin şu andaki varlık ve olaylarla meşguliyeti, aynı zamanda derin bir hissediş, düşünüş hâliyle huzur ve mutluluk bulmaktır. Risale-i Nur mesleğindeki her kişi bilir ki; ağaçları, çiçekleri ve nice varlıkları İlahî bir bakış açısı ile “ne güzel yaratılmışlar” diyerek okumak, aslında Rabbimizin bizden istediği ve Efendimiz’e (asm) gelen “oku!” emrinin apaçık bir pratiğidir.

BENZER KONUDA MAKALELER:

Ben, sen ve tılsımlı tanıma cihazı “Kendini tanı. Bu söz tüm ruh bilimin kaynağıdır.” demiş Fromm. İnsanız ve insan olmanın getirdiği kuvvetli bir duygu, kendini tanıma isteği. Oysa bu iki kelimeyi duyar duymaz kalbimde bir çarpıntı hissediyorum, zihin odam darmadağın oluyor. İşin esa...
Ebedî saadet için: Empati ve farkındalık Yok iken var edilip; varlık âlemine gönderilen, hayat ve insaniyet bahşedilen insanın yaratılışı, kâinatın yaratılışıyla ilintilidir. Bu sebeptendir ki beşer, varoluşunu anlamlandırabilmek için kâinatı ve kendisini anlama gayreti göstermiştir. Bu anl...
Başkasının ayakkabısını giymek İngilizce’de “kendini başkasının yerine koyma” anlamına gelen bir deyim vardır: “Put oneself in another person’s shoe”. Birebir çevirecek olursak, kendini başkasının ayakkabısına koyma gibi bir anlamı var. İki dildeki bu ifadeler aslında empati kavra...
Kasım sayımız çıktı! Kendini tanı, beni anla Genç Yorum dergisi 171. sayısıyla çıktı. Gündemi ebedî gençlik olanların dergisi Genç Yorum, “Anlıyorsun değil mi?” başlıklı Kasım sayısı ile yayınlandı. “Empati” konulu Kasım sayısıyla yayınlanan Genç Yorum dergisi zengin...
Peygamberi tanımak, hikmeti anlamak Kelâm-ı Ezelî olan Kur'ân-ı Kerîm, Allah’ın kelâmı olmasıyla beşerin dünya ve ahirete dair bütün ihtiyaçlarına hitap eden mu'cizevî bir eserdir. Resul-i Ekrem’e (asm) verilmiş en büyük mu'cize olarak tabir edilen Kur'ân, her ciheti ile hikmet doludur...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*