Terk-i Dünya, Terk-i Tech

Bugünkü akıl yapısıyla geçmişte yaşamak varmış. Hayatın devamını sağlamak için gerekli minimum şartların çok az, yeryüzünün geniş ve henüz parsellenmemiş durumda olduğu zamanlardan bahsediyorum. AROG filmindeki Arif gibi, fakat kendi isteğiyle ve yanında bugüne dair hiçbir ekipman olmadan gidip orada ömrünün sonuna kadar kalmak… İstediğin yere göç, kon. Kabilene, köyüne ya da kavmine gelen peygambere de iman ettin mi sorun yok. Ki, peygamberlik davasında bulunanlar apaçık delillerle ortaya çıkıyor ve üstelik neredeyse ayağına geliyor. Tabiî, bugünkü imkânlar ve konfordan vazgeçmek kolay değil, bu da işin bir maliyeti.

Bütün ihtiyaçlarını kendi becerisi ile karşılamaya çalışan, her an düşman saldırısı ile karşılaşmaya hazır bir şekilde tetikte duran, beslenme işini standart öğünlerde değil, ne zaman yiyecek bulabilirse halledebilen, hastalandığında veya yaralandığında kendinin doktoru olan, çok sık bir şekilde ölüm tehlikesi atlatan bir insan düşünün. Dünya hayatının fanîliği, insanoğlunun aczi ve fakirliği üzerine çok bir derse ihtiyacı var mı? Her ânı olmasa bile günlük hayatında bu kavramları ona hatırlatacak o kadar çok şey yaşıyor ki. Bir de İlahî mesajın farkında ve iman etmişse, “sevapları leblebi gibi toplar” (Bir Umut Sarıkaya karikatüründe Stephan Hawking’i İslâm’a davet eden kişinin ikna için kurduğu cümlede geçen bir ifadedir). Perde arkasında kendisini esas doyuran, koruyan, hastalandığında şifa veren, kendisini terbiye eden, hayatı ve ölümü Vereni, yani O’nun isimlerini, sıfatlarını ve fiillerini daima hisseder. İbadeti, duası samimâne ve ihlâslı olur.

Zamanla ilim ve teknik gelişti. Buharlı makineler ve sanayi inkılâbı ile birlikte üretim araçları boyut ve kapsam olarak çok değişti. Artık herkesin kendi tarlasında veya atölyesinde bireysel olarak ve el gücüyle çalıştırılan aletlerle yaptığı üretim tarzının sonu geliyor gibiydi. Fabrikalar kuruldu, yüz binlerce insan gittikçe sanayileşen dünyanın üretim süreçlerinde emek-yoğun bir şekilde yer aldı. Uzun çalışma saatleri, ağır çalışma şartları, artan üretim kapasiteleri, stokları eritmek için pazarlama çalışmaları, hesaplar ve dünyevî işler için durmadan çalışma başladı. Ev kirası, faturalar, mutfak harcamaları, eğitim giderleri, ulaşım ve sağlık harcamaları gibi ödeme yükümlülükleri insanları hep daha fazla çalışmaya itti. Durmadan akan sayılar, dönen hesaplar, sayılara indirgendikçe ruhunu kaybeden değerler, somutlaştıkça arzîleşen duygular etrafımızı sardı.

Tıbbî alanda inanılmaz gelişmeler oldu. Eskiden çok ciddi ölümlere sebep olan bulaşıcı hastalıklar bugün çok basit bir şekilde atlatılabiliyor. Aşılar, antibiyotikler, gelişmiş tetkik ve teşhis cihazları, mikro cerrahi, nanoteknoloji derken hastalık ve yaralanmalara bağlı ölümler oldukça azaldı. Ulaşım imkânlarındaki gelişme, üretimin endüstriyelleşmesi, ambalajlama ve saklama sürelerinin iyileştirilmesi sayesinde gıdaya erişim hem ucuzladı, hem de arttı. Zulmen mahrum bırakılanlar hariç açlıktan ölen insan neredeyse kalmadı.

“Sapiens” ve “Homo Deus” isimli kitaplarıyla insanlığın tarih içindeki gelişimlerini evrimsel bakış açısıyla anlatan ve geleceğe dair tahminler yapan Yuval Norah Harari, bu gidişi “hayvanlardan tanrılara” gibi yanlış bir tanımlamayla ifade ediyor. İnsanlığın zaman içinde sağlıkta, bilimde, teknolojide, ticarette, ulaşımda ve sanatta harikulade tekâmül gösterdiği doğrudur. Bu tekâmül neticesinde insanlığın Yaratıcı ile olan ilişkisini zayıflattığı, arada bulunan sebepler katmanını çoğalttığı ve onları sahiplendiği, böylece gaflet perdesini kalınlaştırdığı ve giderek dünyevîleştiği de doğrudur. Sadece boyu uzadığı için artık düğmesine ulaşabildiği ve o düğmeye basmak suretiyle harekete geçirdiği asansörü, arka planında işleyen mekanik, elektronik, malzeme bilimi, endüstri ve bilumum mühendislik aşamalarını inkâr ederek salt kendi bilgi ve birikimiyle yönettiğini zanneden çocuk misali insanlık, İlahî isim, sıfat ve fiillerin rollerini çalmak ve üstlenmek istemektedir. Asansör örneğindeki çocuk, düğmeye basarak yukarılara çıkması ve oradaki vazifelerini ifa etmesi gerekirken, kendine ait olmayan vazifeler üstlendiği ve asansördeki her ayrıntı ile fazladan zaman harcadığı için asansörîleşir ve esas görevini ihmal eder.

Peki, bizi dünyevîleştirmesi tehlikesine binaen endüstri 4.0, yapay zeka, nanoteknoloji, mekatronik gibi konularda Müslümanlar kendini geliştirmesin mi? Ürünlerini kullanmasın mı? Elbette yapsın, fakat bunu yaparken Yaratıcı’sını unutmasın ve bu nimetlerin şükrünü artırsın. Bediüzzaman Hazretleri’nin On Dokuzuncu Lem’a’da anlattığı Gavs-ı Azam’a ait kerameti hatırladım. Keramet, her tarafta tekkelerin bulunduğu zamanlarda geçiyor. Bunu, bugün onlara mukabil “tech”keler bulunması ve “teşbihte hata olmadığı” prensibinden yola çıkarak konumuza uyarlayacak olursak şöyle bir hikâye olabilir:

Bir zaman Gates-i Azam Şeyh Bilal’in Microsofî techkesine çocuğunu gönderen yaşlı bir anne varmış. Oğlunu ziyarete gidince onu 256 mb ram, 40 gb harddisk ve internet bağlantısı olmayan bir eski bilgisayarla uğraşırken görüp acımış, Şeyh’e şekva için gittiğinde ise onu Twitter’larda Facebook’larda gezerken görüp kızmış: “Benim oğlum teknolojisizlikten kırılıyor sen ise tweetler atıyorsun.” Gates-i Azam, “kuş biiznillah” deyince mavi Twitter kuşu telefonun içinden holografik bir animasyonla çıkarak uzaklaşmış. Gates demiş ki, “Senin oğlunun da ne zaman işletim sistemi donanımına hâkim olursa, teknolojiyi kendi zevk ve eğlencesi için değil şükür için isterse, lezzetli tweetler atabilir…”

Microsofî tarikatının esasları “Der tarik-i Microsofî, lazım amed çar terk: terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hostî, terk-i tech” şeklinde ifade edilse de biz onlar gibi yapmaya mecbur değiliz. Bu da Mackî techkesinin sloganı olsun: “İbad olarak İPAD’ı şükür için istiyorsak, tefekkürümüzü artırıyorsa neden kullanmayalım?”

BENZER KONUDA MAKALELER:

Ebedî saadet için: Empati ve farkındalık Yok iken var edilip; varlık âlemine gönderilen, hayat ve insaniyet bahşedilen insanın yaratılışı, kâinatın yaratılışıyla ilintilidir. Bu sebeptendir ki beşer, varoluşunu anlamlandırabilmek için kâinatı ve kendisini anlama gayreti göstermiştir. Bu anl...
Peygamberi tanımak, hikmeti anlamak Kelâm-ı Ezelî olan Kur'ân-ı Kerîm, Allah’ın kelâmı olmasıyla beşerin dünya ve ahirete dair bütün ihtiyaçlarına hitap eden mu'cizevî bir eserdir. Resul-i Ekrem’e (asm) verilmiş en büyük mu'cize olarak tabir edilen Kur'ân, her ciheti ile hikmet doludur...
Esmanın dürbünüyle peygamber mu’cizeleri Peygamberlik makamına ve peygamberlere iman eden bir insan için Kur'ân’da bahsi geçen peygamber kıssaları ve mu'cizeleri ne anlatır? Kur'ân’ı Ezeli bir kitap olarak kabul eden bir Müslüman, peygamber kıssalarını ve mu'cizelerini sadece tarihî hikâyel...
Çobana zor gelmeyen sorular Bu derginin misyonu, herhalde, Kur'ân’ı ve onun çağdaş tefsiri olan Risaleleri zamana ve olaylara uygulamak ve değişen zamanı değişmezlere bağlayıp çözmektir. Bu yazıda biz de bunu yapmayı deneyeceğiz. Peygamberimiz bir lider miydi? Elbette evet....
Zorlu yolun kutlu yolcusu Peygamber; kendisine vahiyle fısıldanmış, diline söz ve eline kitap verilmiş, rüyasında gerçeği görmüş âdemoğluna denir.1 İnsana unuttuğunu hatırlatan, haber getiren değil “haber”i getirendir. Eren, yapan, edinen, basamağı çıkan, iradesinde olan deği...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*