İçimize Dünya Kaçtı

Sıvılar katılara göre daha kolay şekil alır. İnsanın üçte ikisi sudur. Çoğu kere sudan daha çabuk şartlara uyum sağlar. Bebek rahimde bulanık bir göldedir. Daha iyisini görmediğinden yerinden şikâyet etmez. Üçte ikisi suyla kaplı dünyaya geldiğinde yerini yadırgar, ağlar. Zamanla alışır. Doğduğunda temizdir, günahsızdır. Büyüdükçe günahlarla kirlenir. İlk işlediğinde dünyaya ayak bastığı andaki tedirginliği yaşar. Zamanla kabullenir.

İnsan gibi, dünya da yaşlandıkça yeni günahlarla tanışıyor. Eskiden günah sayılanlar bugün ayıp bile sayılmıyor. Teknoloji ilerledikçe günahla aramızdaki mesafe kısalıyor. Eskiden sokağa çıkan yüzer günahın saldırısıyla yaralanırken, şimdilerde binlercesine maruz kalıyor. Kurt gövdeye girmiş, kalbe ilerliyor. İletişim araçları içimize her gün yeni virüsler gönderiyor. Virüsler büyüye büyüye kurda dönüşüyor; maneviyatımızı kemiriyor. Yaralı aslan daha şiddetli saldırır. Dünya bir üzüm tanesi yedirip on tokat vururken, her yanımızdan bizi yaralarken, biz her seferinde yenilen pehlivanın, yaralı aslanın hırsıyla biraz daha saldırıyoruz. Bugün Eyyüb’ün (as) yaralarından daha ağır “dünya yaralarımız” var. Sabrına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

20. yüzyılın ortalarında devletler, milletler mücadelesi sosyal tabakaların savaşına dönüşmüştü. Sosyal tabakaların mücadelesi sosyal medyaya kayıyor. Bireyselliğin hâkim olduğu bir dünyaya doğru yol alıyoruz. Teknolojiyle bireysel günahlar kitleselleşiyor. Kitlesel ölümler yaşanıyor.

Günümüzde dünyevîleşme gizli ortak din hâline geldi. Karşımızda ondan daha büyük düşman yok. Dünyevîleşme “tanrı”nın insanlaştırılması, insanın “tanrı”laştırılması, araçların amaçlaştırılmasıdır. Para, makam, gösteriş çağın putlarıdır. Dünyaya din, paraya ilah, bankaya tapınak, çeke kutsal kitap muamelesi yapıyoruz. Her geçen gün dünya gözümüze daha güzel görünüyor. Yargılarımız değişiyor. Sabır, şükür, bereket gibi duygular yerini öfke, israf, hırsa bırakıyor. Hırs hırsız eder. Hastalıklar, hırsızlıklar yaygınlaşıyor. “Ehl-i İslâm’a dahi severek ve bilerek dünyayı ahirete tercih ettiriyor.”

Rabbimizle bağımızı kopardık. Ebedî yaşayacağız sandık, eyvah ki aldandık. Artık dünyaya tiryaki derecesinde bağlıyız. İhtiyacımız olmayan şeyleri zarurî sanıyoruz. Her gördüğümüzü almak istiyoruz. Üç günlük dünya menfaati için ezelden bizlere emanet edilmiş değerleri bir bir harcıyoruz. Dün altın bildiklerimizi bugün bozduruyoruz. “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler”
(İbrahim Suresi, 3)
âyetinin potasına giriyoruz.

Helâlin hesabı, haramın azabı olduğunu biliyoruz, ama bir türlü yakamızı dünyadan kurtaramıyoruz. Görenek ve gösteriş belası hepimizi sarıyor. Başörtülerimizi çıkardığımızda diğerlerinden çok farkımız kalmıyor. Onlarla aynı imkânlara sahip olmak için çabalıyoruz. Gerektiğinde dini dünyaya rüşvet veriyoruz. Arzularımızı meşrulaştırmaya kalkıyoruz. Bir kerecikten bir şey olmaz, deyip dünya denizine dalıyoruz. Her günahta küfre götüren yol, dünyaya daldıran cezbe olduğunu bildiğimiz hâlde dünya sarhoşluğuna tutuluyoruz. Heveslerimiz değerlerimize galip geliyor. Dalgalı bir denizde sarhoş gemiler gibi kafamızı kayalara çarpa çarpa ölüyoruz.

Artık dünyadaki yerimizi yadırgamıyoruz. Dün sırt çevirdiğimiz dünyayla kucaklaşıyoruz. Gözdeki nokta gözü, kalpteki maneviyatı kör eder. Denizde damla, kumda tane etmeyecek bir arzu kalbi karartır. Bir sevmekte, bir makamda batırır. O hâlde hazer etmeli, dikkatle basmalı, batmaktan korkmalı. Dalgalar ne kadar güçlü olursa olsun, su almadığı müddetçe gemi batmaz. İnsan dünya denizinde bir gemidir. İçine dünya kaçmadığı müddetçe batmaz. Maalesef dünya kalbimize girdi. Gemi su alıyor. Yunus’un (as) hutu (balık) putumuz oldu. O kurtulmuştu. Geç kalmış sayılmayız. Dünya denizinde boğulmayan güzel insanın (asm) sesine kulak verelim. Ebu Zer’in (ra) şahsında bizi Nuh’un (as) ve ruhun gemisine çağırıyor: Gemini yenile çünkü deniz derindir. Azığını tam al, çünkü yol uzundur. Yükünü hafif tut, çünkü geçit çok sarptır…

BENZER KONUDA MAKALELER:

Din ahlâkı veya kültür ahlâkı Başlık bu hâliyle pek bir şey ifade etmeyebilir, haklısınız. O zaman kavramları tanımlamakla başlayalım işe. Bir meyve ismi söyleyin desem, aklınıza ilk gelen meyve ne olur? Elma veya portakal demeniz, avokado veya papaya demenizden çok daha muhteme...
Hayatımızdaki tercihler: Helâller ve haramlar R... İbadet ve Allah’a itaatin kuvveti, helâl lokmadan meydana gelmektedir. Âlimler, namazlardan ve zikirlerden lezzet alınamıyorsa, Allah ile alakalı konuşmalardan hoşlanılmıyorsa kişinin vücuduna haram lokma girmesine dikkat etmesi gerektiğini söylemişl...
Helâl-haram denkleminde insan-eşya değişkeni Bir düşünsenize, hayatımızda karşılaşacağımız her an, her olay, her eşya için “Bunlar helâldir, şunlar haramdır” diye bir liste olsaydı, ne denli kolay olurdu dini yaşamak. Haram olduğu apaçık hareketlerden sakın, helâl listesindekileri uygula, iş...
Helâlden kendini çekme! Oldum olası böyleydi. Çocukluğunda bile kimseyle konuşamazdı. İçine kapanık olduğu gibi, aynı zamanda hırçındı. Kendini ifade edemediği zamanlarda hep böyle olurdu. İnsanlara saldırarak kendini savunmaya çalışırdı. Karşı cinsten birisiyle hiçbir zama...
Tek cümlede İslâm Müslüman olarak size, “İslâm’ın ya da Müslümanlığın tarifi” sorulsa, ama bunun için sizden daha başka bir soruya ihtiyaç bırakmayacak bir cevap istenilse, ne derdiniz acaba? Size böyle bir soru soruldu mu hiç bilemiyorum, ama bundan yaklaşık 1400 ...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*