Bana Ön Yargını Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

“Belki de insan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu.” der George Orwell. Sevilmek bizi en çok mutlu eden şeylerin başında geliyor. Sevdiğimiz insanlar tarafından anlaşılamamak da bizi en çok üzen şeylerden desem, sanırım abartmış olmam. Bu durumda, sevilmek duygusunun tamamlayıcı ve tatmin edici önemli bir parçası oluyor anlaşılmak.

Anlaşılmak, bilinen anlamıyla beraber, ikili ilişkilerde, huy/karakter ve fikir noktasında kabul görmek gibi de geliyor bana. Muhatabımızı seviyor, dışlamıyoruzdur belki, ama farklılıklarını kabul etmekte zorlanıyor, bize göre olmayan yanlarına karşı ön yargılı olabiliyoruz. Hakkında bir hükme varıp, bundan sonra yaşanacaklarda o hüküm ile kendisini değerlendirebiliyoruz. Bu anlamamak olmuyor mu sizce de? “İnsan”ı anlamamak…

Evet kabul, insan komplike bir varlık. Çok yönlü. Her bir insan bir âlem. Kimse birbirinin aynı değil. Ama zaten Allah bizleri hem farklılıklarımızla hem de aynılıklarımızla yaratmadı mı? Bizlere; bir ve birlikte olmamızı, farklı olsak da gayrı olmadığımızı, birbirimize müsamahakâr olup hüsn-ü zan içerisinde olmamız gerektiğini söylemiyor mu? Birlikte yaşamaya hem mecbur hem de muhtaçken, tek başımıza belki de hiçbir şeyken, birimiz diğerimizin varlığından -farkında olmasak da- güç alıyorken; nedendir ve nicedir bu niyet okumalar, ön yargılar, peşin hükümler, yaftalamalar, ayrıştırmalar? Hem de mü’minken ve mü’minin bir özelliği kardeşlerini sevmekken…

“Karşındakini insan olarak seversen zaten yaftalayamazsın” dedi biri geçenlerde. Sahi, sevmek yetiyor muydu yaftalamamaya, ön yargıların doğmasını engelliyor muydu? Öyle olsa, birbiri için yaratılmış bunca insan birbirini böylesi “ön yargılı infaz” eder miydi, düşünmeden(!) etiketler miydi? O hâlde ya sevgi mecazîydi ya da insaf ve merhamet duygularımız fena hâlde bakıma muhtaçtı.

“İnsan merak ettiği şeyin adamıdır” der Zübeyir Gündüzalp. Bunu hayatımızın her alanında sınayabiliriz. Karşımızdaki insan ile ilgili olarak neyi merak ediyoruz, neyiyle meşgulüz, ne düşünüyoruz hakkında, yargımız nedir? Eğer ki, bize “göre” farklı olan bazı fikir ve davranışlarından dolayı onu hemen yargılıyorsak, belli bir kategoriye/ kalıba sokmaya çalışıyorsak, üzerine yapıştırdığımız ama dışarıdan bakınca kimsenin göremediği, Amerikan çizgi filmlerindeki gözlerinde $ işareti belirmiş karakter gibi, etiketlerle bakıyorsak karşımızdakine, demek ki biz “yaftalamanın, yargılamanın, peşin hüküm vermenin adamıyız”. Ağır mı geldi? Sanırım kendimizi sorgulamamıza değer bir konu.

Karşımızdakine bakışımız bizi ele verir de gafletten fark etmeyiz çoğu zaman…

Genç Yorum dergisi çalışanları, gönüllüleri ve okurları olarak ümitsizliği hiç sevmeyiz. Lakin, çeşitli iç ve dış etkenlerle adeta bir lanet gibi toplumumuza sinmiş bu etiketleme, yaftalama belasından kurtulmamız için, bir nedamet, bir tövbe, bir farkındalık duası olsun bu sayımız…

İstifademiz bol olsun.

 

BENZER KONUDA MAKALELER:

Kur’ân’a bakmak Değerli Genç Yorum Okurları; Elinize geçen bu yeni sayımız Ramazan Ayı’nın güzel bir meyvesi oldu. Kur'ân Ayı olarak vasıflandırılan mübarek Ramazan’da Kur'ân’ı anlamaya, anlatmaya çalıştığımız bir kapak dosyası hazırlamış olmaktan dolayı memnun v...
Bu akla ahlâk gerek Risale-i Nur’da “akıl” meselesi pek çok yerde geçer. Kezâ ahlâk da öyle. İkisinin birbiri ile alâkası ise tartışılmaz bir gerçeklikte konumlanıyor. Biri birisiz olamıyor. Kur'ân-ı Kerîm’de “hiç düşünmez misiniz, akletmez misiniz?” diye soran pek ç...
Zübeyir olmak İnsanın, eşyanın, tarihin şahitliğinde dönüyor dünya denen seyrangâh. Kendisi de şahitlik ediyor, insana, eşyaya, tarihe… Her şey birbirine dönük aynalar, hafızalar gibi adeta. Hafız-ı Hakikî’nin İlahî levhalarında muhafaza ediliyor. Ve âlem şahittir...
Gençlerin Bediüzzaman’ı Yayın hayatına başladığımız günden beri; her iki âlemin de saadeti için -tüm insanlığa- rehber olarak gönderilen kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’i, Risale-i Nur penceresiyle okuyarak, gençliğin can damarı mahiyetindeki ebedî meseleleri akla, ruha, kalbe ve ...
Kâinatın Aşk Penceresi “Hem, kâinat kalbindeki ciddi aşk, bir Mâşuk-u Lâyezalîyi gösterir. Evet, ağacın mahiyetinde olmayan bir şey esaslı bir sûrette meyvesinde bulunmadığı delâletiyle, şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddi aşk-ı lâhutî gösterir ki, ...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*