Kelebek Etkisi ve Şevk Unsuru

Kitab-ı kebir-i kâinat olan dünyamızı, Allah ezelî ilim ve iradesiyle, kusursuz ve en güzel şekilde yaratmıştır. Öyle bir düzen, ölçü ve uyum içinde yaratmıştır ki, dünyamızdan bin defa daha büyük, saatte 700.000 km sür’atle dönen gök cisimlerini havada direksiz durdurur, asla isyan ettirmez ve karışıklık çıkmasına izin vermez. Öyle bir uyum ki, her şey her şeyle alâkadardır.

Edward N. Lorenz’in 1963’te hava durumuyla ilgili çalışmalar yaparken bulduğu “Kelebek Etkisi” teorisi bu alâkadarlığı ispat ediyor.

Kelebek Etkisi adlı çalışmayı N. Lorenz şöyle örnekler: “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına sebep olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına sebep olabilir.”

Kelebeğin ufak hareketiyle oluşan minik rüzgâr, büyük fırtınanın başlangıcıdır. Buradan hareketle şunu diyebiliriz: Küçük bir dokunuşta, küçük bir farkta büyük değişimler meydana gelebilir. Meselâ, bir insan kendi imanını kurtarsa, daha sonra ailesinin imanını kurtarsa, ailesinin her bireyi de tanıdıklarının imanlarını kurtarsa, o tanıdıklarının da her biri başka imanların kurtulmasına vesile olsa, bu böyle devam edip gelse, bir milletin ebedî hayatı kurtulmuş olur. Verdiğimiz örnekteki gibi aslında herkes her bir şeyle alâkadardır.

Tabiî ki “kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi” (Asâ-yı Mûsa)  olan insan da bu alâkadarlıkla alâkadardır. İnsan bu kâinatın küçük bir misalidir. En başta insan saçı ormanlara, damarları nehirlere, kemikleri dağlara, beyin hücreleri kâinata, hücre bölünmesi yıldız patlamasına ve gözü nebula bulutlarına benzemesiyle, “şu kâinatın bir misal-i musağğarı olduğundan, âdeta âlemde ne varsa insanda numunesi vardır.” (Sözler)

İnsanın kâinatla olduğu gibi kendi türüyle de bağlantısı vardır. İnsanın yaptığı küçük bir; fedakârlık, iyilik ve hizmet büyük güzelliklere sebep olabilir veya yaptığı küçük bir tembellik, gıybet, bencillik büyük kötülüklere sebep olabilir. Bu olaylar gerçekleşse de biz her zaman fark edemeyebiliriz, çünkü kelebeğin kanat çırpışı ile oluşan ve büyüyerek giden rüzgârın yörüngesinden çıkmış olabiliriz.

Risale-i Nur’un ilk yazıcılarından Şamlı Hafız Tevfik, o zamanlar Barla gibi kimselerin uğramadığı bir köyde yazılan Risale’den sonra Bediüzzaman’a, “Üstadım, bize uzun uzun cümlelerle bu eserleri yazdırıyorsun. Bunları kim okuyacak?” diye sorar.

Bediüzzaman Hazretleri, başını kaldırıp, talebesi Şamlı Hafız Tevfik’e şevkle bakarak: “Ben bu eserleri dünyaya okutacağım!” der. Bediüzzaman, kelebek etkisini biliyor olsa gerek ki, talebesinin bu gayretinin varacağı yeri söylüyor. Evet, Barla’da ilk olarak şevkle yazılan Haşir Risalesi ile çırpılan kanadın oluşturduğu rüzgâr, bugün bütün dünyayı ferahlatıyor.

Kişi,  faaliyet ve hareket olan hayatını sürdürebilmek için şevke ihtiyaç duyar. Şevk, “ben de varım” belirtisidir. Faaliyet ve hareketin merkezidir. Eğer merkez zayıfsa birimlerinde de zayıflık görünecektir. Bundan dolayı insanın şevkini her daim canlı tutması gerekmektedir. Şevk paylaşılan bir şeydir, aynı zamanda kaçırılan bir şeydir. Kişi şevklenirse; ailesi akrabaları, çevresi, milleti ve bütün İslâm âlemi şevklenebilir, ama kişi tembelleşse, ümitsizliğe kapılsa bütün âlem-i İslâm’a aynı şey sirayet edebilir. İşte kelebeğin kanat çırpmasındaki etki.

Şevk öyle önemlidir ki; Mevlânâ Celâleddîn Hazretleri, çok merhametli bir zat olmasına rağmen bir haftadır hantal olan katırının durumunu görünce, bu hâlin talebelerine de sirayet edeceğini bildiğinden, bölgenin en değerli katırı olduğu hâlde, tembelleşen katırı talebelerine sattırmıştır.

Birçok unsurda olduğu gibi şevklendirme unsurunda da hareket küçükten büyüğe doğru olabilir. Şevk insanın kendisinden başlar ve dalga dalga yayılır. Kişinin harekete geçmek için şevklenmeyi beklememesi gerekir. Çünkü bu fıtrata aykırıdır. Allah her insana bu unsuru yerleştirmiştir. O unsuru canlandırmak veya öldürmek kişiye bırakılmıştır. Bazen yaşanılan bir duygu, okunulan bir cümle veya içindeki ihtiyacın farkına varması insanın şevkini harekete geçirebilir.

İnsan şevkini idare edebilmelidir, yani şevkini nefsinin emrine vermeyip, aklını kullanarak iradesiyle hareket etmelidir.

BENZER KONUDA MAKALELER:

İnsan ve ontolojik menşei Şüphesiz ki insanın ilk üstünlüğü onun yeryüzünde Allah’ın temsilcisi (halifesi) olması. Allah, kendisi için yeryüzünde bir halife (insan) yaratmayı dilediğinde, ‘balçık’tan ve kurumuş ‘toprak’tan başlamış, sonra bu balçığa ve toprağa kendi ruhundan ...
İNSAN OLMAK MESELESİ Her insan şuurlu ya da şuursuz olarak hayatının merkezine bir değer koyar ve o değer doğrultusunda yaşar. Bu para, sağlık, aile, belli bir kişi (mesela eş, çocuk, ebeveyn veya hayatında model olarak belirlediği birisi olabilir) makam, hazlar ya da gö...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*