KULLUK ZAMANI

Farkında olmadan zamanımızın büyük bir kısmını boşa geçiriyoruz. Boş hayâller, içi boş söylemler, faydasız uğraşlar, mâlâyani sosyal hadiselerle meşgul oluyoruz. Bu meşguliyet hengâmında zaman o kadar çabuk geçiyor ki, bir bakmışız önce haftanın ilk günü, sonra o hafta, daha sonra o ay süratle geçip gitmiş. Sanki zaman bizden kaçıyormuş gibi…

Ve biz bu nimetin şükrünü eda etmeyerek onu elimizden kaçırıyoruz. Bediüzzaman Hazretleri, “Hâlık-ı Rahîm, nev’-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor” buyurmuş. Devamında ise, şükrün sebeb-i bereket, israfınsa tam aksine vahim neticeleri olduğuna vurgu yapmıştır. Neye sarf ettiğimizi düşünmeden zamanımızı israf ettiğimiz için bize süratle geçip gidiyormuş gibi geliyor.

Özellikle ahir zamanın hastalıklarından olan, teknolojinin ölçüsüz kullanımı, insanı o denli oyalıyor ki zaman kavramını adeta unutturuyor. Gelişen teknoloji vasıtalarıyla artık dünyanın diğer bir ucundaki hadiselerden saniyeler içinde haberdar olabiliyoruz. Bu da sayısız haber anlamına geliyor. Belki içlerinden çok az bir kısmı işimize yarayacakken, biz merakımızı ve fikrimizi bunlara hasredip vaktimizi zayi’ ediyoruz. İnsan ne ile meşgulse hayâli onunla şekilleneceği için, hayâllerimiz de bunlarla meşgul oluyor. Düşüncelerimizi, sözlerimizi, hatta duygularımızı da böylece faydasız şeyler meşgul ediyor.

Netice itibariyle, bizler kulluk vazifemizi unutup, bize kulluk için verilmiş olan hasletlerimizi faydasız şeylerle harcıyoruz. Bu, teknoloji cihetinden kendimize verdiğimiz zararın sadece bir kısmı. Ölçüsüz şekilde kullandığımız her şey, yaklaşık olarak aynı neticeyi vermektedir. Hangi işi yaparsak yapalım, Cenab-ı Allah’ın rızasına uygun olup olmadığını düşünmekle yükümlüyüz. Dolayısıyla ölçümüz, kulluktur. Bu da bize verilen ömür nimetinin -tabiri caizse- yapı taşı olan zamanımızı sarf ederken de evvela bu ölçüyle hareket etmemizi gerektirmektedir. Bu ölçüyü hayatımıza yerleştirip kulluk bilinciyle işlerimizi yaptığımız zaman, ömür nimetinin şükrünü eda etmiş oluyoruz.

İnsan ebedî meyveleri netice veren işlerle meşgul olurken, zamanında bir bolluk ve rahatlık hissediyor. Kullukla bereketlenip ebedî Cennet suretini alan kısa ömründe, bir nevi o nimetlerden hissedar oluyor. Pek tabiî, Cennet, bizim çalışarak kazanabileceğimiz bir ödül değil. Cenab-ı Allah’ın Cennet’i biz kusurlu kullarına fazl-ı kereminden ihsan edeceğini ümit ediyoruz. Fakat, O’nun rızasına uygun yaşayan kullarını bu dünyada da hissesiz bırakmadığını bir parça tecrübe eden herkes görüyor.

Başta dediğimiz gibi, farkında olmadan sürekli zaman kaybediyoruz. Hayâlimiz, fikrimiz hiç boşluk kaldırmadığı için ve yerini dolduracak menfî şeyler de çok fazla arttığı için farkında olmadan onlara kapılıyoruz. Hâlbuki öğrenmeye en kabiliyetli olduğumuz şu zamanlarda aklımızı, fikrimizi, kalbimizi iman hakikatlerini öğrenmeye hasrederek Cenab-ı Allah’ın rızasına inşaallah nail olabiliriz. Bu da vaktimizi boşa geçirmekten mümkün olduğunca uzak durup, şahsî okumaların devamlılığında gayret göstererek mümkün olur.

Ayrıca gelmiş olan yaz mevsimini okuma programlarıyla değerlendirmek hususunda da hassasiyet göstermemiz gerektiği kanaatindeyim. Sorumlulukların epey azaldığı şu zamanlarda çok kazançlı bir ticarete vesile olabilir. Bediüzzaman Hazretleri’nin 4. Söz’de, günün her bir saatini bir altına benzettiği bahisteki, o sermayeye hükmeden bahtiyar adamlar gibi biz de zamanımızı kulluk dairesinde sarf ederek, süratle geçip gitmesini seyretmek yerine bir nevi ona hükmedebiliriz.

 

 

Muhammed Okur
okur@gencyorum.com.tr

BENZER KONUDA MAKALELER:

Hutbe-i Ezelî’nin ötekisi olmak Kitap okurken nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Kimisi bir kalem aracılığıyla etkilendiği, beğendiği satırları çizer, kimisi yanında bir defter bulundurur, not alır, özet çıkartır. Kimisi kitap üzerine konuşarak, müzakere ederek zihninde sabitlemeye çal...
Açlık sevdası “Yaz gardaşım: On Altıncı Misal: Başta Buharî, kütüb-ü sahiha -nakl-i kat’î ile- beyan ediyorlar ki: Hazret-i Ebu Hüreyre aç olmuş, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın arkasından gidip menzil-i saadete gitmişler. Bakarlar ki, bir kadeh süt oray...
Konferans bana ne anlattı? Bilindiği üzere Zübeyir Gündüzalp Ağabey, 1950 yılının Kasım ayında Ankara Üniversitesi’nin fakülte meclisinde gece yarısına kadar süren bir konferans vermiştir. Bu yazıda, daha sonra kaleme alınarak, bizzat Bediüzzaman Hazretleri tarafından Sözler’i...
“İttihadımız gazete ile olacaktır” Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatından sonra Nur Talebeleri’ne ciddi sıkıntılar verilmeye başlanmıştı. Çok ciddi baskılar yapılıyordu. Gerek neşriyat yoluyla, gerekse Risale-i Nur aleyhine yapılan konferanslarla Nurculuk hareketi bitirilmeye çalışılıy...
Kâinata değişmem! Nasıl anlatılır bilmiyorum. Hep onun gibi olmaya çalıştığınız, ama hiç olamadığınız birini anlatmayı denediniz mi? Erişilmez bulduğunuz, ama erişmek için dua ettiğiniz birisini tarif etmeye uğraştınız mı? Zaten böyle birisi kâğıda, kaleme, kelâma sığ...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*