ORUCUN 5N 1K’SI

Nedir ki?

Sözlüklere baktığımızda; Yaratıcı’ya ibadet etmek maksadıyla, belli bir süre için yeme, içme, cinsel ilişki ve benzeri dünya zevklerinden kendini alıkoyma; mecazî olarak ise, nefse haz veren şeyleri bir süre için bırakma anlamlarına gelmektedir.

Dinen, belli zamanlar içinde yapılması gereken farz, vacib, sünnet, mübah, müstehab, adak vs. çeşitleri olan bir ibadettir, denebilir.

Bir hadîs-i kudsîde ise oruç şu şekilde tarif ediliyor; “Oruç sırf Benim rızam için edilen bir ibadettir. Onun mükâfatını da Ben veririm…”

Aynı zamanda, Şeair-i İslâmiye denilen, İslâm’a sembol olmuş iş ve ibadetlerden ve İslâm’ın 5 şartından biridir.

Peki, Nasıl bir olgudur?

Genelde bedeni aç bırakmak olarak kabul edilirse de aslında başka bir mânâda ruhu doyurmak olarak da algılanmalı ve bu olguyla tutulmalıdır.

Oruç; insanı hayvaniyet mertebesinden, önce insaniyet, sonra da melekîyet mertebesine çıkarabilen en büyük olgulardan biri, belki de birincisidir.

Buna göre, en güzel orucu tarif etmeye kalkarsak; “Mide gibi bütün duyguları, gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani, muharremattan (haram şeylerden), malâyaniyattan (boş şeylerden) çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete sevk etmektir. Meselâ, dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla, ona oruç tutturmak; ve o lisanı, tilâvet-i Kur’ân ve zikir ve tesbih ve salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek; meselâ gözünü namahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten menedip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’ân dinlemeye sarf etmek gibi, sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır.” (Mektubat)

Ayrıca orucu sırf şu müjde için bile tutmak insan için bir olağanüstü olgu olmalıdır: “Allah’a yemin ederim ki, oruçlu ağzın açlık kokusu, Allah katında, misk kokusundan daha hoş, temiz ve daha sevimlidir.” (Hadis-i Şerif)

Ne zaman tutulur?

İslâm dinine göre, bugünlerde içinde bulunduğumuz üç aylar mevsiminin son ayı olan Ramazan Ayı boyunca tutulması farzdır.

Niçin tutulmalıdır?

“Ey îman edenler! Sizden evvelki (ümmet)lere borç olarak yazıldığı (farz kılındığı) gibi, sizin üzerinize de Oruç tutmak yazıldı (farz kılındı).” (Bakara, 183)

Bundan sonra gelecek gerekli bir soru da, Ne kadar tutulmalı, bu oruç? Farz olarak inananların üzerine borç olan oruç, Kamerî aylardan Ramazan ayı boyunca tutulan oruçtur.

Cenab-ı Hakk bu ibadeti niçin kullarına farz kılmıştır, acaba? Bu oruç Allah tarafından farz kılındığına göre muhakkak bazı hikmet ve faydaları olacaktır. Bu konuyu da yine Üstad açıklığa kavuşturmuştur. Şöyle ki; “Hem Cenab-ı Hakkın rububiyetine, hem insanın hayat-ı içtimaiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niam-ı İlâhiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.” (Mektubat) bu hikmetlerin detaylarını ilgili esere havale ediyoruz, merak edenler başvurabilirler.

Hepsini anladık da, Kim tutmalı bunu?

Elbette, İslâm dinine bağlı, Müslüman dediğimiz, kalbinde biraz da olsa iman olan kişiler tutmalı, ilk önce.

Bunlardan başka insanın kendi isteğiyle ve imanının gereği olarak değil de zorla oruç tuttuğu görülmüş müdür?

Buna ‘evet’ diye cevap verilebilir. Bunun nasıl olduğunu Üstad Bedîüzzamân Said Nursi, Mektubat adlı eserinde; “Hakikatli bir rüya-i hayaliyede, Birinci Harb-i Umumînin beşinci senesinde, bir acip rüyada benden soruldu: Müslümanlara gelen bu açlık, bu zayiat-ı maliye ve meşakkat-i bedeniye nedendir?” sorusuna verdiği cevapta açıklıyor. Şöyle ki: “…her senede yalnız bir ayda, yetmiş hikmetli bir açlık bizden istedi. Biz nefsimize acıdık; muvakkat ve lezzetli bir açlığı çekmedik. Cenab-ı Hak, ceza olarak, yetmiş cihetle belâlı bir nevi orucu beş sene cebren bize tutturdu.” (Mektubat)

Hâsılı oruç, bir ibadet olduğu gibi aynı zamanda bir nefis terbiyecisidir. İnsanlara toplum hayatında bir sulh ve barış olgusu yaşattığı gibi aynı zamanda insana yaratıcısının verdiği nimetleri anlama ve idrak etme aracısıdır da.

Gerçek oruca ve oruçlu günlere kavuşmak arzusuyla…

 

 

Fahri Utkan
mfutkan@yahoo.com

BENZER KONUDA MAKALELER:

Ben, sen ve tılsımlı tanıma cihazı “Kendini tanı. Bu söz tüm ruh bilimin kaynağıdır.” demiş Fromm. İnsanız ve insan olmanın getirdiği kuvvetli bir duygu, kendini tanıma isteği. Oysa bu iki kelimeyi duyar duymaz kalbimde bir çarpıntı hissediyorum, zihin odam darmadağın oluyor. İşin esa...
Ebedî saadet için: Empati ve farkındalık Yok iken var edilip; varlık âlemine gönderilen, hayat ve insaniyet bahşedilen insanın yaratılışı, kâinatın yaratılışıyla ilintilidir. Bu sebeptendir ki beşer, varoluşunu anlamlandırabilmek için kâinatı ve kendisini anlama gayreti göstermiştir. Bu anl...
Başkasının ayakkabısını giymek İngilizce’de “kendini başkasının yerine koyma” anlamına gelen bir deyim vardır: “Put oneself in another person’s shoe”. Birebir çevirecek olursak, kendini başkasının ayakkabısına koyma gibi bir anlamı var. İki dildeki bu ifadeler aslında empati kavra...
Kasım sayımız çıktı! Kendini tanı, beni anla Genç Yorum dergisi 171. sayısıyla çıktı. Gündemi ebedî gençlik olanların dergisi Genç Yorum, “Anlıyorsun değil mi?” başlıklı Kasım sayısı ile yayınlandı. “Empati” konulu Kasım sayısıyla yayınlanan Genç Yorum dergisi zengin...
Peygamberi tanımak, hikmeti anlamak Kelâm-ı Ezelî olan Kur'ân-ı Kerîm, Allah’ın kelâmı olmasıyla beşerin dünya ve ahirete dair bütün ihtiyaçlarına hitap eden mu'cizevî bir eserdir. Resul-i Ekrem’e (asm) verilmiş en büyük mu'cize olarak tabir edilen Kur'ân, her ciheti ile hikmet doludur...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*