BİZ NE DARBELER GÖRDÜK

Böyle başladığıma bakmayın, henüz çeyrek asra ulaşmadı ömrüm. Türkiye’nin darbeler tarihinden payıma pek bir şey düşmedi benden öncekilere nazaran. 20’lerinin başında bir genç olarak bir hükûmetin devrildiğini, sokaklarda tankların yürüdüğünü görmedim, görmek de istemem. 28 Şubat zamanı daha bütün dünyam kendim ve oyuncaklarımdı, çevremin farkında olamayacak kadar küçüktüm.

Neler olup bittiğini, insanların hayatlarının nasıl etkilendiğini, kendi ailemin nasıl etkilendiğini anlamam yıllar sonra oldu, ki hâlâ tam anlayabilmiş değilim. Geçtiğimiz yaz başka bir olaya tanıklık ettim. Bu konuda çok yazıldı, çizildi, kimi isabetli, kimi spekülatif yüzlerce yorum yapıldı. Üzerine bir şeyler eklemeye gerek olmayacak kadar büyük bir yığın oluştu. Siyasetçi değilim, bu konuda analiz kasacak bilgim de yok, ilgim de. Benim işim insanla, işin insana bakan tarafıyla ilgileniyorum.

WWF’in (World Wildlife Fund) bir tanıtım filmini izlemiştim yıllar önce, “We are all connected” başlıklı. Türkçesi: Hepimiz birbirimize bağlıyız. Filmde ekosistemdeki canlılar bir ipin devamı olarak birbirine bağlı bir şekilde tasvir ediliyordu, ipin en ucunda da insan. Tüm kâinatla bağımız olduğu kadar, insan nev’i olarak da birbirimize bağlıyız. Aynı topraklarda yaşayan bir toplum olarak, aramızdaki bu bağ çok daha kuvvetli. İster memnun olalım bu durumdan, ister olmayalım, aramızdaki bağları kesip atamıyoruz, inkâr edemiyoruz.

Bediüzzaman’ın Eski Said döneminde devletle, siyasetle bu kadar uğraşmasının altında yatan bir hakikat var. Devlet dediğimiz mekanizma insanlardan, halktan oluşuyor. Yönetim alanındaki en küçük bir hareket, suda yayılan dalgalar misali yayılıyor toplumda. Darbe dediğimiz mesele, ister gerçekleşsin ister gerçekleşmesin, askerî veya siyasî yolla olsun fark etmez, aslında toplumun her tabakasını derinden etkiliyor. Hayatlarımızın içine işliyor bir şekilde. Ne kadar apolitik bir yaşamımız olursa olsun, istersek hiçbir habere bakmayalım, fark etmiyor, bizi yine etkiliyor, çünkü toplumdan sıyrılamıyoruz ve bir şekilde insanlarla iletişim kuruyoruz, kurmak zorundayız.

Dolayısıyla, darbeler ve darbe girişimleri yalnızca hükûmetleri etkilemez. Hatta hükûmetlerden çok, toplumu etkiler. En şiddetli darbe toplumsal ilişkilere vurulur. Bir anda herkes tarafını seçmek, rengini belli etmek zorunda kalır. İnsanlar bir anda yalnızca siyasî görüşlerden ibaret nesneler haline gelir. Dün aynı sofraya oturan, aynı sıraları paylaşan, aynı sokakta yaşayan ve anlaşabilen insanlar, fikirlerinde, inançlarında bir değişim olmamasına rağmen bir anda düşman oluverirler. Aciptir, neden diye sorduğunuzda aldığınız mantıklı bir cevap yoktur.

Askerî-siyasî bir darbe görmemiş olabilirim, ancak bilhassa üniversiteye geldiğimden beri şahit olduğum, zamana yayılmış bir toplumsal darbe gördüm.

Biz galiba çok şiddetli darbeler gördük. Hükûmetteki ufak darbelere nefislerimizin tüm gücüyle katılmasını seyrettik. Gururumuzun eline topuzu alıp önüne geleni kırıp dökmesini seyrettik. Dilimizin kalplere kırbaç gibi vuruşunu garip bir zevkle izledik. En büyük darbeyi de, seyrederek kendimize vurduk zaten. Birbirimizi tanımayı reddetmemizden, kâinata kendi aynamızdan baktığımızı unutmamızdan, önyargılarımıza bir zırh gibi sarılmamızdan, insanları kalplerimizi açmadan, yargılarımızı bir kenara koymadan dinlemeye çalışmamızdan mütevellit bu dalga bu kadar büyüyor.

Dedim ya, benim işim insanla. İnsanı anlamak için okuyorum, bunun için yazıyorum. Ne olacaksa insanın değişmesiyle olacağına inanıyorum. Üstadın siyasetten elini eteğini çekip, ferd ferd hakikatleri anlatmaya çalışması, Zübeyir Ağabey’in bu hareketin ehemmiyetini anlayıp “Sen değişirsen dünya değişir” demesi hep bundan diye düşünüyorum. Aramızdaki ekolojik ve sosyolojik bağın ötesinde, bir de Neşet Ertaş’ın dediği gibi “Kalpten kalbe bir yol vardır, görünmez.” Bu yolları açmak çok zor değil de, gururumuzu kırıp bir adım atmak zor.

 

Melike Nursultan Üner
unermelikenursultan@gmail.com

BENZER KONUDA MAKALELER:

Kur’ân’ı öğrenmelisin! Henüz hayatının baharındasın. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan önemli bir merhale atladın, sadece bir basamaktı geride bıraktığın ve bir adımdı yol aldığın. Geçirmişliklerinle, pişmanlıklarınla, vazgeçmelerinle, yarıda bıraktıklarınla bir gelecek ku...
Hutbe-i Ezelî’nin ötekisi olmak Kitap okurken nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Kimisi bir kalem aracılığıyla etkilendiği, beğendiği satırları çizer, kimisi yanında bir defter bulundurur, not alır, özet çıkartır. Kimisi kitap üzerine konuşarak, müzakere ederek zihninde sabitlemeye çal...
En küllî muarrif İnsanlar olarak şu varlıklar âlemine yaratılış ile girdik. İnsan kervanı olarak dünya çölünde yola çıkmış giderken, kâinat, hikmeti önümüze çıkardı ve bize şu sualleri sordu; “Necisiniz? Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Sultanınız kimdir? H...
Bir hakikatin adı: Mu’cize-i Kur’ân Mu'cizelerin kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm, şu kâinat kitabının ezelî bir tercümesi, İslâm âleminin güneşi, insan âleminin mürebbîsi, hem bir şeriat kitabı, hem bir dua kitabı, hem bir emir ve davet kitabı, hem zikir kitabı, hem de Allah’ın (cc) kelâmı...
Haziran sayımız çıktı! Kur'ân’la yaşamak Genç Yorum dergisi 166. sayısıyla çıktı. Gündemi ebedî gençlik olanların dergisi Genç Yorum, Kur'ân-ı Kerîm’i okumak, anlamak ve yaşamak konulu Haziran sayısı ile yayınlandı. Aylık aktüel gençlik dergisi Genç Yorum’un “Kur'ân-ı ...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*