BAZEN KIRIK KUSURSUZDAN GÜZELDİR

Bu dünyada yaşarken kabul etmemiz gereken bir şey var: Burası mükemmel bir yer değil. Bizim küçük, sınırlı, kıyasa dayanan zihinlerimizin neyin kıymetli olduğunu anlayabilmesi için zıtların bir arada bulunduğu, aydınlığın karanlıkla, iyinin kötüyle, elmasın kömürle anlaşıldığı bir yer burası. Hâl böyleyken, güzeli mükemmelde aramak, işleri zorlaştırıyor. “Simetrik, kusursuz, mükemmel”le sınırlı güzellik algımız, gördüğümüz her kusurla yerle bir oluyor. Sonrası hazan, sonrası ye’s, sonrası mutsuzluk. Mevcut hâldeki güzeli görmek, hele o hâle bir insan eli değimişse, zor. Eşyanın güzelliğini görmek, kıymetini bilmek, daha da zor.

Eşya der ki; bazen kırık, tamdan güzeldir, farkına var! Eşyanın bu çağrısını 15. yy’da bir Japon komutan duymuş: Ashikaga Yoshimasa. Bir gün en sevdiği çay kasesini kırmış komutan. Kaseyi tamir etsinler diye Çin’e geri göndermiş, ama kase kırık parçaları metal zımbalarla tutturulmuş bir şekilde, eskisinden beter bir hâlde geri gelmiş. Yoshimasa memnun olmamış bu hâlden, “Ne varsa memleketimde var” diyerek Japon zanaatkârlara sormuş, “Var mıdır bu işin daha güzel bir hâl çaresi” diye. Japon zanaatkarlar kırık kaseyi alıp altınla tamir etmişler. Böylelikle Kintsugi” doğmuş.

Japonlar zaten naif insanlar. Mükemmel olmayandaki güzelliği görmek, yaşanmışlığın değerini bilmek, olana ayak uydurmak üzerine bir hayat felsefesi inşa etmişler bu sanatla. Kırık parçaları birleştirip, hatta o kırıkları altınla, gümüşle belirtip o kusuru bir güzellik haline çevirmişler. Öyle ki, orijinalinden daha güzel hâle gelmiş hep.

Eşya, adı üstünde eşyadır. Haddizatında bir kıymeti yoktur da, kıymeti bize ne öğrettiğine bağlıdır. Güzelliği kendinde değildir, kalp bağlamaya değmez de, yüzünü nereye çevireceğini, kalbini kime vereceğini öğretirse güzeldir, değerlidir.

Kırık bir fincanı altınla tamir edip eskisinden güzel olduğunu görmek şunu der insana: Mükemmel değilsin, ama mükemmel olmaman, kıymetsiz olduğun anlamına gelmez. Hatalarını, kırıklarını altınla tamir edebildiğin ölçüde güzelsin, değerlisin. Sıyrıl şu içindeki mükemmel olma çabandan, aczin, kusurun senin altının, sana değer katan yanın. Kırığını bil, aczinin etrafını altınla çiz ki, yaşamışlığın değer bulsun.

 

 

Melike Nursultan Üner
Nuriye Sultan

gencyorumsanat@gmail.com

BENZER KONUDA MAKALELER:

DURMA, KENDİNİ ANLA(T)! İnsan, anlamak ve anlaşılmak üzerine bir hayat sürüyor sevgili okur. Ancak ne var ki, kelimeler her şeyi ifade etmeye yetmiyor. Hikmet Benol’un da dediği gibi: “Kelimeler bazı anlamlara gelmiyor.” O zaman, o anlatamadığı şey, insanın içinde düğümleni...
ÜRETİVERSEN YA! İnsan bir şeyler üretmeli. Daha ucuza daha iyisi satılsa da elbisesini kendi dikmeli mesela. Ya da dışarıda daha lezzetlisi satılsa da kendi kekini kendi pişirmeli. Çayını kâğıt bardakta içmek yerine termosunda taşımalı. Dijital baskı tabloyu odasına...
NE YAPARSAN SANAT GİBİ YAP! Dikkat! Okuyacağınız bu yazı, herhangi bir şekilde 'sanat budur, bu anlama gelir' iddiasında değildir. Tüm fikir ve görüşler subjektiftir, yazarların hissiyat, bilgi ve izlenimlerinden yola çıkarak biçimlendirdikleri ifadelerdir. Bu konuda bir otori...
ÇABUK ÇABUK SANAT Sanat dediğimiz; emek isteyen, sabır isteyen, daha da önemlisi zaman isteyen bir uğraş. Zaman; hani şu hep harcadığımız, ama bir türlü sahip olamadığımız şey, içindeyken tutamadığımız, kıymetlimiz. Bir uğraşı, bir hobisi olan insanların en sık...
SANAT 101: KÂİNAT GALERİSİNE GİRİŞ Köşemizi takip eden okuyucularımız bilirler, bilhassa son zamanlarda sanatın ne olduğu ve nasıl anlaşılması/ okunması/ yorumlanması gerektiğine dair tefekkürlerimiz üzerine yazıyoruz. Bunu yaparken genellikle bir sanatçının yahut sanat dalının üzeri...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*