Hatırlamak ve hatırlatmak, onlara vefa borcumuz

“Sarıkamış altında kar, kar altında Mehmedim yatar. Gülüm donmuş kara dönmüş, gören sanmış yârini sarar” gibi ifadelerle türkülere, şiirlere konu olmuş Sarıkamış; anlatanın, dinleyenin, okuyanın, duyanın yüreği yanmış; ama kar altında kalan Mehmetçik gibi, uzun yıllar saklı kalmış…

Tarih sayfası 22 Aralık 1915’i gösterirken başlayan Sarıkamış Harekâtı’nın, biz tam da bu satırları yazarken 100. yıldönümünü göstermekte takvimler. Belki de 100 yıl sonra ilk defa gerçek anlamda hatırlamış olacağız o destansı günleri.

Yakın tarihimizi öğrenme ve öğretme acizliğimiz bizi yaşanan bir destandan da, faciadan da habersiz bırakmış. Zaten hiç gereği yokken girmek zorunda bırakıldığımız Cihan Harbi’nde bugünün Türkiye’sini kuracak olan eğitimli nüfusumuz telef olmuş. Adeta bir imparatorluğun cenaze namazı kılınmış bu harp ile. Kaderin tecellisi elbette işin hakikat boyutu; ama yaşananlar, kayıplar, acılar, bugün bile sızlatıyor insanın içini. Savaş sonrası uygulanan sansürle halk uzun yıllar hiç bilememiş ne olduğunu. Şimdinin gençliği için ise yaşananlar Kaf Dağı’nın arkasında yer almakta…

Soğuktan donarak vefat eden askerleri duyduk da, vefat etmeden önce donmanın acısından uludukları bilgisine yeni şahit oldu kulaklarımız. Cepheye ulaşamayan erzak ve giysiler; yazlık kıyafetlerle, paramparça olmuş ayakkabılarla ölüme yürüyen askerler, Harekât bittikten sonra Enver Paşa tarafından uygulanan sansürle halkın olup bitenden habersiz kaldığı ve günümüze dek hakikatlerin gizlendiği; Ocak’ta savaşın bitmesinin ardından Nisan ayına kadar askerlerin bedenlerinin kar altında kaldığı; siyasi çekişme ve mücadelelerde propaganda malzemesi olarak kullanılan, insanların sokakta bile konuşmaktan çekindikleri bir Sarıkamış… Daha ne kadar uzak ve ilgisiz kalabiliriz ki. Yıllarca milli eğitim müfredatlarında birkaç satırla geçiştirilen Sarıkamış’ı, bugünün gençliği artık tüm detaylarıyla öğrenmelidir.

Bu gayeden hareketle, Birinci Dünya Savaşı’nın ve özelde Sarıkamış Harekâtı’nın 100. yıldönümü vesilesiyle Sarıkamış dosyamızı oluşturduk. Ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, 11 yıldır Sarıkamış’a gönlünü, zamanını, hatta hayatını vakfetmiş durumda. Bu uğurda geçtiğimiz aylarda silahlı saldırıya uğrayan hocamızla, Sarıkamış’ın hemen tüm detaylarını konuştuk. Gerçeklerin gün yüzüne çıkması ve Sarıkamış şehitlerinin hakkıyla yad edilmesini dert edinen Sönmez’in bilgi dolu ve ilgi çekici röportajını istifadenize sunuyoruz.

Bir diğer röportajımız ise, iş adamı Nejat Çuhadaroğlu ile. Servetini harcayarak, el emeğiyle, yıllar süren çalışmalarıyla, dünyada eşi benzeri olmayan bir ‘Canlı Tarih ve Diorama Müzesi’nin’ mimarı kendisi. Çuhadaroğlu ile Hisart’ı ve özelde de Sarıkamış’ı konuştuk.
Sarıkamış dosyası ve zengin içeriğiyle Genç Yorum Ocak sayısı işte elinizde. Okuyun ve okutun mutlaka. İstifadeniz bol olsun…

 

BENZER KONUDA MAKALELER:

İnsanı okumak Değerli Okurlarımız; Genç Yorum olarak her ay gündemimize aldığımız konularla “insan”a dair, onu tanıma ve anlama odaklı çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. İnsanın sahip olduğu maddî ve manevî cihazların doğru işlettirilmesi ve insanlığa lâyık bi...
Dindar bir Cumhuriyetçi Değerli Genç Yorum Okurları; 29 Ekim 1923, cumhurî yönetim biçimine geçtiğimiz tarih olarak milletimiz için bir dönüm noktası hükmündedir. Dolayısıyla Ekim ayı, kendisini “Dindar bir Cumhuriyetçi” olarak tanımlayan Bediüzzaman’ın telif ettiği Risa...
Senin üzerine “hak”tır ki… Değerli okur; Dergi yayıncılığında bu ay 15. yılımıza girmiş bulunuyoruz. Adımız gibi yaşımız da oldukça genç, lâkin dergi yayıncılığında 14 yılı geride bırakmak demek, az şey değil. 14 yıl, 168 sayı geride bıraktık; emekler, tecrübeler, zahmetler, ...
İnsanın hikâyesi İnsanın ve insanlığın Hz. Âdem’le (as) başlayan hikâyesinde, terakki ve tekâmül mertebesi Hz. Muhammed’de (asm) doruğa ulaşır. İnsan, nefsiyle girdiği mücadelesinde inişler-çıkışlar, gel-gitler yaşar, insan-ı kâmile ulaşmanın sacayağı diyebileceğimiz...
Sultan-ı Kâinat BİRdir! “Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip (kendini alçak tutup) minnet çekme. Onlara temelluk edip (dalkavukluk edip) boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdi...

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*